30 Temmuz 2007

Motivasyon Nasıl Sağlanır

Motivasyon

Sürekli motivasyon sağlamak zorlu bir iştir. İnsan doğası gereği sürekli negatif düşünmeye, gelecek hakkında endişelenmeye programlanmıştır. Herkes sıkıntı ve depresyonla karşı karşıya kalabilir. Burada ayırıcı unsur ne olursa olsun yolumuza devam edebilme becerisidir.

Motivasyon eksikliğinin bilinen kolay bir çözümü yoktur. Üstesinden geldikten sonra bile, tekrar kısa süre içinde aynı sorunla karşılaşabilirsiniz. Burada önemli olan düşüncelerinizi anlamak ve duygularınızı nasıl yönlendirdiğini çözebilmek. Böylece negatif olanları elemeyi ve motive edenleri geliştirmeyi öğreneceksiniz, yaptığınız işe odaklanacak, çöküntüye uğrayacağınızı anladığınızda hemen müdahale ederek işlerin daha kötüye gitmesini engelleyeceksiniz.

Motivasyonumuzu Kaybetmemizin Sebepleri

Temelde motivasyonumuzu kaybetmemizin 3 nedeni vardır.

1. Kendine güven eksikliği
Eğer başaracağınıza inanmıyorsanız, denemenizin amacı nedir?

2. Odaklanma eksikliği
Eğer ne istediğinizi bilmiyorsanız, gerçekten bişey istiyormusunuz?

3. Planlama eksikliği
Eğer nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, bunun için nasıl motive olacaksınız?

Kendimize Olan Güvenimizi Nasıl Arttırabiliriz

Motivasyonu öldüren ilk etken güven eksikliğidir. Bu bana genel olarak yapacağım şeye çok odaklanıp, daha önce yapabildiklerimi unuttuğum zaman ortaya çıkıyor. Sadece yapmak istediklerinize odaklanınca, beyin sürekli neden hala yapamadığınıza ilişkin fikirler üretir. Bu negatif düşüncelere sebep olur. Geçmişteki hatalar, sıkıntılar, kişisel zayıflıklar aklınızı doldurur. Rakiplerinizi kıskanmaya başlarsınız, neden başarılı olamadığınızı kafanıza takarsınız. Bu gibi durumlarda kötü bir izlenime kapılırsınız, diğerleri hakkında kötü düşünürsünüz ve kendinize olan güveninizi kaybedersiniz.

Her gün sahip olduğunuz onca şey için ne kadar minnet duygusu beslediğinizi düşünmek için kısa bir zaman ayırın. Eski çalışmalarınızı, ilişkilerinizi, eşsiz özelliklerinizi düşünün ve kendinizi etkileyin. Bunun başarıya giden adımda ne kadar işinize yarayacağını göreceksiniz. (Bknz. Kendinize Güvenmenizi Sağlamak İçin 10 Adım). Zaten bildiğiniz şeyleri tekrar etmek size biraz saçma gelebilir, fakat kafanızı rahatlatıyorsa işe yarıyor demektir. Beynin inanmak istedikleriyle gerçekler arasında sürekli bir çakışma olacaktır, bunu çözmek için bugün harekete geçmelisiniz.

Somut Bir Odak Belirleme

Motivasyonu öldüren ikinci etken odak eksikliğidir. Ne sıklıkla asıl amacınız yerine, istemediğiniz şeylere odaklanıyorsunuz? Biz genel olarak korkuyu düşünüyoruz. Fakir olmaktan korkuyoruz, insanların saygı duymayacağından korkuyoruz, yanlız kalacağımızdan korkuyoruz. Bu tip düşüncedeki yanlışlık, korku tek başına işe yarayan bir düşünce değildir. Korkuları asıl amacımıza ulaşmak için motivasyon arttırıcı bir şekilde kullanmalıyız.

Eğer bahsettiğimiz bu tip bir korku ile karşılaşırsanız, ilk yapacağınız hedefinize ulaşmanız için gereken enerjiyi hissetmektir. Bir hedef belirleyerek, siz otomatik olarak kafanızda yapacaklarınızı tasarlamış olursunuz. Eğer parasız kalmaktan korkuyorsanız, gelirinizi yükseltecek bir plan yapın. Bu sizin okula geri dönmenize, işinizi değiştirmenize veya gelir getiren bir internet sitesi açmanıza sebep olabilir. Önemli olan ilerleme yönünde atılacak emin adımlardır.

Aklınızı bir korkuya yönlendirmektense, pozitif bir hedefe yönlendirmek beyninizi çalışmaya sevk eder. Doğru sonuca ulaşmak için yapılması gerekenleri hesaplar. Gelecek hakkında endişelenmektense, onu geliştirmek için bir adım atmalısınız. Bu sizin motive olmanız için önemli bir adımdır. Eğer ne istediğinizi bilirseniz, ancak o zaman onun için motive olabilirsiniz.

Planlama

Motivasyon çalışmasında son adım planlamadır. Odaklanma bir hedef belirlemekse, planlama bu hedefe günden güne çalışarak ulaşmak demektir. Planlama eksikliği motivasyonu öldürür, çünkü bir sonraki hamlenizde ne yapacağınızı bilmemek sizi her an sıkıntıya sokabilir.

Anahtar sizi başarıya ulaştıracak aktiviteleri sıralamaktır. Her hedef için ödenmesi gereken bedeller olduğu açıktır, bu bedeli en aza indirmek en uygun yoldan yaparak mümkün olur. Yapmanız gereken tüm işleri sıraya dizin, bu sıra işlerin size getireceği faydaya göre olmalı. Daha sonra bunları bir zaman çizelgesine dökün, böylece ne zaman büyük dönüşümler, ne zaman hafif işler yapacağınızı belirleyebilirsiniz. Örneğin bu sitedeki gibi yazılar yazmak için bir blog sitesi açacak bir insan (Bknz. Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım), aşağıdaki gibi basit bir listeyle başlayabilir.

1. İçerik yaz

2. Benzer konuları araştır

3. Diğer yazarlarla bağlantı kur

4. Dizayn ve yerleştirmeye önem ver

5. Diğer benzer blogları takip et

En önemli maddeleri sürekli güncel tutmak, enerjinizi verimli kullanmanızı sağlar. İyi bir hatırlatıcı olmadan, tüm gününüzü boş harcamak olasıdır. Diğer blogları okurken, başka sitelere de girerek saatlerin nasıl geçtiğini anlamayabilirsiniz. Emaillerinizi kontrol ederken yeni bir oyun keşfedip tüm gün ona takılabilirsiniz. Tüm bunlardan kaçınmak için yazdığınız maddeleri sürekli size hatırlatacak bir yöntem bulmalısınız.

Ben motivasyonumu kaybetmeye başladığımda hemen iki aktivite yapmak için plan yaparım. Bunlardan birincisini kolay ve kısa vadeli, diğerini daha zor ve uzun vadeli olarak seçerim. Kolay olanını hemen yapıp pozitif yönde elde ettiğim başarının devamı olarak diğer maddeyide yerine getirmek için çalışmaya başlarım. İnsanlar her zaman en ağır işlere başlamak için hazır olmayabilir. Bunu kendinize göre küçük adımlar şeklinde planlarsanız işlerin ne kadar kolaylaşacağını göreceksiniz.

Kötü şans, bitkinlik ve hatalar kaçınılmaz olarak sürekli karşımıza çıkarlar. Eğer kendi disiplininizi oluşturmazsanız bu küçük dalgalanmalar büyür ve asla alt edemeyeceğinizi düşünmeye başalrsınız. Bu 3 motivasyon öldürücü davranıştan kendinizi koruyabilirseniz, motivasyonunuzu sağlıklı bir şekilde koruyabilirsiniz.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 4:41 pm | Yorumlar (28)

26 Temmuz 2007

Kendinize Güvenmenizi Sağlamak İçin 10 Adım

Kendine GuvenKendine güven, durdurulamaz gibi hissetmek ve düşündüğünüz şeyleri yapmaktan korkmak arasındaki farktır. Sizin kendi sezgileriniz, diğerlerinin sizin hakkınızdaki sezgilerinin büyük etkisi altındadır. Sezgi gerçekliktir, kendinize ne kadar güveniniz varsa, başarma şansınız daha yüksektir.

Buna rağmen kendinize olan güveniniz çoğu zaman sizin kontrolünüz dışındadır, buna rağmen siz bilinçli olarak kendinize olan güveninizi geliştirebilirsiniz. Bu yazıda kendi potansiyelinizin farkına varmanız için size 10 strateji sunacağım.

1. İyi Giyinin

Her ne kadar giysiler sizi değiştiremese de, sizin kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Kimse sizin kendiniz kadar dış görünüşünüzden etkilenmez. Eğer siz iyi görünmüyorsanız, bu sizin kendinize verdiğiniz değeri yansıtır ve insanlarla olan ilişkilerinize yansır. Bunu kendi avantajınıza çevirin ve görünüşüze önem verin. Çoğu zaman düzenli olarak banyo yapmak, traş olmak, temiz giysiler giymek ve trendi takip etmek yararlı olacaktır.

Bu demek değildir ki paranızı giysilere yatırın. Bu konuda takip edilecek en iyi kural “iki kat fazla harcayın, yarısı kadar alın”. Birsürü ucuz giysi alacağınıza, bunların yarısı kadar seçkin, yüksek kalitede giysi alın. Daha az almak ayrıca evde bunları daha iyi organize etmenize olanak sağlar.

2. Daha Hızlı Yürüyün

Bir insanın kendi hakkında nasıl hissettiğini söylemek için en kolay yol nasıl yürüdüğüne bakmaktır. Yavaş mı? Yorgun? Acı mı veriyor? Yoksa enerjik ve bir amacı varmış gibi mi? Kendine güvenen insanlar daha hızlı yürürler. Onların gidecek yerleri, görecek insanları ve yapılacak önemli işleri vardır. Sizin aceleniz olmasa bile, yürüyüşünüzü biraz hızlandırarak kendinize olan güveninizi arttırabilirsiniz. %25 daha hızlı yürümek sizin daha önemli görünmenizi ve hissetmenizi sağlar.

3. İyi Bir Duruş

Benzer olarak, bir insanın duruşu bize bir hikaye anlatabilir. Düşük omuzlar, uyuşuk hareketler bize o insanın kendine güveni hakkında bilgi verir. Onlar yaptıkları işlerde hevesli değillerdir ve kendileri önemli olarak görmezler. Her zaman daha iyi bir duruşla kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz. Ayağa hızlıca kalkın, kafanızı yukarı kaldırın ve göz teması yapın. Diğerleri üzerinde pozitif bir etki yaratacak ve kendinizi daha canlı, güçlü hissedeceksiniz.

4. Kişisel Reklam

Kendinizi güvende hissetmenizi sağlayacak en güzel şey güzel bir konuşma dinlemektir. Ne yazık ki, bu tür konuşmaları iyi bir konuşmacıdan dinlemek pek nadir karşımıza çıkar. Kendinize 30-60 saniyelik, kişisel hedeflerinizi ve becerilerinizi anlatan bir konuşma hazırlayın. Ne zaman kendinize güven pompalamak isterseniz, bu konuşmayı aynanın önünde yüksek sesle veya kendi içinizden söylerek yapabilirsiniz.

5. Minnettar Olmak

Ne istediğinize çok odaklanırsanız, beyin bunu neden elde edemediğinizle ilgili sebepleri sorar. Bu sizi zayıflıklıkarınızla başbaşa bırakır. Bundan kaçınmak için yapılabilecek en iyi şey elinizdekilere şükretmektir. Her gün sahip olduğunuz onca şey için ne kadar minnet duygusu beslediğinizi düşünmek için kısa bir zaman ayırın. Eski çalışmalarınızı, ilişkilerinizi, eşsiz özelliklerinizi düşünün ve kendinizi etkileyin. Bunun başarıya giden adımda ne kadar işinize yarayacağını göreceksiniz.

6. İnsanlara İltifat Edin

Biz kendi hakkımızda negatif düşündüğümüzde, bunu genellikler diğerleri üzerine atmaya çalışır, diğerlerini aşşağılar veya kızarız. Bu negatif enerji çemberini kırmak için, diğer insanlara iltifat etmeye başlamalısınız. Elinizden geldiğince olumsuz eleştrilerden kaçınıp, övgü dolu sözler söylemek için efor sarfedin. Diğerlerinin en iyi özelliklerini ortaya çıkarmaya çalışırken, kendinizdeki en iyi özellikleride görmeye başlayacaksınız.

7. Ön Sırada Oturun

Okulda, ofiste toplu oturulan her yerde, tüm dünyada insanlar her zaman arka köşelere gitmeye meyillidir. Bir çok insan arkaya geçer, çünkü fark edilmekten korkarlar. Bu kendine güven duygusunun gelişmemiş olmasından kaynaklanır. Önde oturmaya karar vererek bu güvensizlik duygusunu yenebilirsiniz. Ayrıca önemli insanlarla konuşurken önde oturarak çok daha görünür olmak hoşunuza gidecektir.

8. Konuşun

Grup tartışmalarda bir çok insan asla konuşmaz, çünkü insanların saçma bir şey söyledikten sonra kendilerini yargılayacaklarından korkarlar. Bu korku mantıklı değildir. Genel olarak, insanlar bizim tahmin ettiğimizden çok daha hoşgörülüdür (Bknz. 60 Saniyede Nasıl Akıllıca Karar Verebilirim). Gerçekte bir çok insan bu tür korkularla uğraşır. En azından her tartışmada bir kere konuşmaya çalışmak, sizi daha iyi bir konuşmacı yapar, kendi düşünceleriniz hakkında daha kararlı olursunuz ve arkadaşlarınız tarafından el üstünde tutulursunuz.

9. Egzersiz Yapın

Aynen dış görünüşünüze verdiğiniz önem gibi, fiziksel durumunuzda kendinize olan güveninizi belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Eğer vücudunuz istemediğiniz kadar kötü bir şekil almışsa, kendinizi daha güvensiz, daha isteksiz ve daha az enerjili hissedersiniz. Egzersiz yaparak fiziksel görünümünüzü geliştirebilir, enerjinizi arttırabilir ve pozitif olarak bir işi başarma duygusuyla rahatlayabilirsiniz (Bknz. Tüm Gün Enerjik Olmanızı Sağlayacak 3 Adım). Egzersizleri düzenli olarak yapmak sadece sizin daha iyi hissetmenizi sağlamayacak, ayrıca size gün boyu sürece pozitif bir momentum kazandıracaktır.

10. İnsanlara Faydalı Olun

Çoğu zaman kendi arzularımıza kapılıp gideriz. Kendimize çok odaklanırken, çevredekilere gerekenden çok daha az ilgi gösteririz. Eğer kendiniz hakkında endişelenmeyi bırakıp, dünyaya daha fazla katkı yapmak için çalışırsanız, kendi endişeleriniz size çok daha küçük görünecektir. Bu sizin kendinize olan güveninizi tazeleyecek ve maksimum verimliliğe ulaşmanızı sağlayacaktır. Diğerlerine fayda sağladıkça aldığınız ödüller ve teşvikler artacaktır.

Kaynak: PickTheBrain

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 1:18 am | Yorumlar (6)

13 Temmuz 2007

Tüm Gün Enerjik Olmanızı Sağlayacak 3 Adım

Enerji

 

İnsanların en çok mazeret olarak gördükleri şey enerjidir. Eğer kendimizi yorgun hissediyorsak erkenden pes ederiz. Eğer bitkinseniz zaten şevkiniz olmasıda imkansız. Verimli güzel bir günle, sıkkın boş geçen bir gün arasındaki farkı yaratan enerjidir.Tüm hayatım boyunca ben kendimi düşük enerjili olarak gördüm. Sabahları mahmur olarak uyanırdım ve bunun için bişey yapabileceğimi düşünmemiştim. Bu konuda önemli olanın kim olduğunuz değil, ne yaptığınız olduğunu yeni anlıyorum.

Gününüze başlarken bu 3 adımı gerçekleştirirseniz, tüm gün boyunca sürecek bir enerji kazanırsınız, bu da sizi daha mutlu, verimli ve sağlıklı yapacaktır.

Adım 1 - Yataktan Fırlayın

Uyumak güzeldir. Sıcak ve yumuşak yorganın altındayken kimse kalkmak istemez. Yatakta dönersiniz, isteksiz bir şekilde kalkana kadar çalar saati ertelersiniz, bu uyuşukluk halide tüm gün sürer.

Hergün uyanmak kaçınılmazdır, bunu ne kadar çabuk yaparsanız o kadar iyi. Alarm çaldığı anda yataktan fırlayın. Bu enerjik başlangıç sizi hemen uyandıracaktır. Bir kaç hızlı gevşeme hareketi yapmak da oldukça yararlı oluyor. Ben genelde omuzlarımı ve belimi biraz çeviriyorum, birkaç dans figüründen sonra hazırım. Biraz saçma gibi gözükebilir, ama hem sizin günün ilk saniyelerinde uyuşukluğu atmanız için gereklidir. Sabah bir kaç dans adımı atmayı deneyin, size güzel bir his ve enerji verdiğini göreceksiniz.

Adım 2 - Egzersiz

Kalkar kalkmaz harekete geçin. Aletiniz varsa yatağınızın yanına koyun, böylece vakit kaybetmezsiniz, çoğu zamanda üşenmezsiniz. Vücudunuza göre 15-45dk çalışma yapabilirsiniz. Şimdi diyeceksiniz ki “Sabah egzersiz yapmak mı? Ben normalde bile hiç yapamam ki!”, bende aynı şeyleri düşünüyordum emin olun. Ama başladıktan sonrada bırakamadım.

Sabah egzersiz yapmanın sayısız yararları var. İlk önce sizin metabolizmanızın çalışmasını başlatıyor. Buda tüm gün boyunca kalori yakmanızı kolaylaştırıyor. İkincisi bugün neler yapacağınızı planlamanız için size fırsat veriyor. Amacınıza ulaşmak için nelere ihtiyacınız olduğunu hatırlatıyor. Bu işe başlarken gerçekten yapmanız gerekenle başlamanızı sağlıyor. Üçüncü olarak güne bir başarı ile başlamanızı sağlıyor. Egzersizden sonra kendinizle gurur duymuyormusunuz? Bu tüm gün boyunca kendinize olan güveninizi ve düşüncelerinizi olumlu yönde etkileyecek.

Adım 3 - Sağlam Bir Kahvaltı Edin

Vücudunuzun benzine ihtiyacı var. Bunun için sağlam bir kahvaltı gibisi yoktur. Eğer daha sonra yerim diye ertelerseniz çok daha fazla acıkacaksınız. Ayrıca bu metabolizmanızı yavaşlatacak, fazla kaloride veremeyeceksiniz. Ben kahvaltıyı geçiştirdiğimde kendimi yorgun hissediyorum. Bu kahvaltıyı hergün bir adet haline getirin ve bırakmayın.

Çok basit değil mi? Tüm bunları insanların yapmamalarının tek sebebi var, o da bunların çok fazla zaman aldığını düşünmeleridir. Bu çok kötü bir özür doğrusu. Enerjinizi artırmak için zamana yatırım yaparsanız, verimli bir şekilde çalışmak için daha çok zaman kazanırsınız.

Bu rutin yaklaşık 45dk alıyor, diğer türlü kaç saat harcıyorsunuz. Ben yaklaşık 1 saat erken kalkıyorum ve bu beni uykusuz bırakmıyor. Düşük enerji az uyumanın değil, az hareket etmenin bir sonucudur. İyi uyuyamadığım günler de aynı rutini izlemek için gayret ediyorum ve yine aynı şekilde iyi hissetmemi sağlıyor.

Sadece deneyin ve nasıl hissettiğinizi görün. Bir kere güne enerjik ve motive bir şekilde başladıktan sonra bunu bırakmak istemeyeceksiniz.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 12:15 pm | Yorumlar (8)

12 Temmuz 2007

Yeni Şeyler Öğrenerek Hayatınızı Zenginleştirmeniz İçin 10 Yol

Yeni-Seyler

 

Yeni bir şey öğrendiğimde - bu her gün oluyor - Kendimi evrende daha evimdeymiş gibi hissediyorum ve yuvamda çok daha rahat ediyorum
Bill Moyers

Bazen günlük rutin yaşamımıza o kadar bağımlı oluruz ki, gündelik olarak yeni şeyler öğrenmeyi unuturuz. İş, aile, internet, kitaplık hepsi gelişmek ve eğlenmek için birçok kaynağa sahip. Bunlar düzenli olarak edinebileceğimiz sonsuz fırsatlar sunarlar.

Burada size her gün yeni bir şey öğrenmenizi sağlayabilecek on yol..

  1. Sor. Çocukların neden tüm bilgiyi sünger gibi çektiklerini düşündünüz mü? Onlar soru sormak için gururlarını yenmek zorunda değiller. Herşeyden önce, soru sormak her gün düzenli olarak öğrenmenin en iyi yoludur. Bazı ortamlarda konu hakkında bilgimiz olmamasına rağmen soru sormaya çekiniriz, ama bunu daha sonra internet aracılığıyla araştırıp, sorgulamak kesinlikle unutulmamalıdır. Daha sonra konu hakkında bilgi sahibi olacağını düşündüğünüz biriyle konuşup, deneyimlerini öğrenebilirsiniz. Bu her zaman tek taraflı bir bilgiyi okumaktan iyidir.
  2. Oku. Her gün. Eğer boşluk bir vaktin oluyorsa, okumak için vaktin var demektir. Bilginin kaynağı internet varken, okumamak için herhangi bir mazeret kabul edilemez. Eğer aklınıza bir soru geldiyse ve cevabını hemen bulamıyorsanız, hemen bir kağıda not alın. Bunlar bir okunacaklar listesi çıkarmak için birebirdir.
  3. Ara. En basit sorularının bile peşinden koş. Eğer hala ‘espresso’nun tadını öğrenmek istiyorsan, bundan sonra gideceğin yerde bunu ve değişik kahve türlerini deneyebilirsin. Bu arayış esnasında farklı bir lezzet hayatını reklendirebilir, bu rengi hayatına sen eklemelisin.
  4. Yavaşla. Çok hızlı koşmaktan vazgeç. Eğer yataktan kalktığın gibi duşa arabaya ordan ofise gidiyorsan, hayatın soru ve sorunları fark edemeyecek, bunların cevaplarını da öğrenemeyeceksin. Eğer denemek istersen, bir gün işe bisikletle veya yürüyerek git, arabayla giderken fark etmediğin bir çok şeyi fark edeceksin, belki de o gün yeni şeyler öğreneceksin.
  5. Dinle. Gerçek anlamda dinle bu aileden biri, bir şarkının sözü, sesli kitap veya eşin olabilir. Aktif dinleme her denediğimizde öğrenmeyi geliştiren bir yardımcıdır. Toplulukta iyi konuşanlar gerçekten iyidir, çünkü onlar topluluğun bu konuşmayı nasıl dinleyeceğini ve nasıl tepki vereceğini öğrenmiş olanlardır. Aktif dinleme müzikte veya doğada uygulanırken seni sadece yavaşlatmaz, sana çoğu zaman gözardı ettiğimiz bazı sesleri ve yeni görüşleri öğretebilir.
  6. Meditasyon. Bu sanki kendinize “yavaşşlaaa” demek gibidir. İster inanın ama ister inanmayın bazı cevapları internette bulamazsınız, yada dünyanın geri kalanından. Bazı cevapları sadece kendi içinizde bulabilirsiniz. Meditasyon ve dua okumak gibi şeylere zaman ayırmak kendinize vereceğiniz en iyi hediyelerdir. Ayrıca bu sizin daha iyi öğrenebilmenizi geliştirir.
  7. Bak. Bu biraz yavaşlamaya benzer, ama aslında çok da farklıdır. Herşeye farklı bir perspektiften bakın. Eğer bir şeye sürekli yakından bakmaya alıştıysanız bir de uzaktan bakmayı deneyin. İlk olarak ne zaman bir mikroskop veya teleskop kullanmıştınız? Bir dürbünden en son ne zaman baktığınızı hatırlıyor musunuz? Çok mu gerilerde.. Çevrenize bakın ve denemek için yeni birşeyler bulun.
  8. Tat. En eğlenceli öğrenme yöntemlerinden biri sanırım tadına bakılması gerekenler. Yeni bir kahveyi tatmak gibi çok basit olabilir. Ama bir grup arkadaşınızla yeni bir yemeği tatmak çok daha eğlenceli oluyor kesinlikle. Tat ve dokular duyuları kalıcı anılar olarak beynimize kazınırlar. Bunları tanımlamaya çalışmak zorlu bir deneyim olabilir..
  9. Kokla. Beyindeki hafıza bölümü ve koku alma nöronları oldukça yakın bulunurlar, bu yüzden kokular hayat boyu kalıcı olarak belleğimize daha çok kazınırlar. Her gün bir kaç dakikanızı değişik kokulara ayırmak hayatınız boyunca bir daha unutamayacağınız kokuları bulmanızda yardımcı olabilir.
  10. Yaz. Normal günlük gibi, bilgi günlüğü tutmak gündelik olaylardan çok farklı yaklaşımlar öğrenebilirsiniz. Bir not defteri veya günlük kullanarak rüyalarınızı, zor deneyimlerinizi ve stresli günlerinizi yazabilir, bunların kısa sürede çözümlerinide kendinizde bulabilirsiniz.
Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 10:01 am | Yorumlar (8)

6 Temmuz 2007

60 Saniyede Nasıl Akıllıca Karar Verebilirim

60-SaniyeBazen karar verme aşamasında bir veya birden fazla bilinmezlikle karşılaşırız. Çoğu zaman ileride hangi sonuçların doğacağını kestirmek kolay olmaz. Büyük kararlar örneğin bir işten çıkmak, bir ilişkiye başlamak/bitirmek, başka bir şehre taşınmak vb. bu tip zorluklar içerir.

Böyle bir kararla karşı karşıyasınız, ne yapacaksınız? Eğer sonuçlarını kestiremiyorsanız, tahmin etmekten başka ne yapabilirsiniz?

Bu gibi durumlarda insanların yaptığı genelde donup kalmak. Şu anda sahip olduğunuz şeyleri sevmiyor bile olsanız, işlerin daha kötü olabileceğini düşünürsünüz. Bütün kararlada bu ikilem ortaya çıkabilir, şu anda sahip olduklarınız ve ileride değiştirecekleriniz. Değişimin bizim için iyi olup olmadığına karar veremeyiz, öylece beklemeye başlarız.

Bu tip kararları vermek için basit bir metod geliştirelim. Bu kararları vermek her koşulda 60 saniyeden daha uzun sürmemeli.

Her alternatif için kendinize şu soruyu sorun “Bu gerçekten ben mi?” Hangi karar gerçekten beni yansıtıyor, gerçek benliğime uygun olur mu.

Kararlar kendilerini ifade ederler

Bazen şunu söylersiniz kendinize veya bir başkasına; “Bu yol kolay değil, ama benim için doğru olanın bu olduğunu biliyorum.”

Bu metodu nasıl uygulayacaksınız, buyrun bir kaç örnek:

Dikkat ettiyseniz bu “Bu gerçekten ben mi?” sorusunu hem küçük, hemde büyük kararlarda kullanabilirsiniz. Bunu günlük yaşamda bir sebzeyi seçerken bile kullanabilirsiniz.

Birkaç heceye ayırın

Eğer doğru kararın gerçek siz olduğunu anlamakta zorluk çekiyorsanız, bu kararın özelliklerini yüksek sesle söyleyin. Örneğin işinizi, kariyerinizi değiştireceksiniz. Bu güvenli mi, riskli mi? Sosyal mi, münferit mi? Eğlenceli mi, sakin mi?

Şimdi bu özellikleri kendinizinkilerle karşılaştırın, bunlar sizin özellikleriniz mi? Sen riski mi, güvenliğimi seviyorsun? Eğlenmek mi, sakinlik mi seni ifade ediyor? Sosyal misin yoksa kendin mi takılırsın? Bu kariyer gerçekten size uygun mu?

Bu bazen saçma gibi gözükebilir, ama emin olun karar verme sürecinde size çok yardımı dokunacaktır. Bunu karar verme işleminde tekrar tekrar yaparak kendinizi ve kararlarınızı geliştirebilirsiniz.

Eğer kendinizi cesur hissediyorsanız, bu yöntemi şu andaki ilişkiniz için uygulayın. Bu size hangi insanın size uygun olduğunu göstermeye yardımcı olacaktır. Eğer şu andaki ilişkiniz size biraz kopuk geliyorsa, bu yöntem size nerede hata olduğunu gösterecektir. Göreceksiniz ki bazı yerlerde gerçek sizsiniz, bazı yerlerde değişmek zorunda kalmışsınız.

İdeal düşünce

“Bu berçekten ben mi?” metodunu kullanırken, kendinizi ideal siz olarak görür ve ona göre karşılaştırma yaparsınız. Bu tamamen sizin kendinizdir. Bu sizin rüyalarınızdaki, hedeflerinizdeki kişiliğinizdir.

Peki siz hayatınızı diğer insanlarla, yerlerle ve nesnelerle doldurduğunuzda bu sizin kişiliğinize etki etmiyor mu? Bir şekilde bu değerler sizin kişiliğinizi de etkiliyor.

Bu masayı alırken gerçekten ben mi? sorusunu sorarak iki hafta sonumu harcadım. Ama bu masanın başında otururken kendimi daha organize, düzenli ve rahat hissediyorum. Eğer başkalarının beğenmesi gereken daha modern bir masa alsaydım aynı değerleri bana katacak mıydı? Size garip gelebilir, ama hayatınızdaki her nesne sizin hayatınızın bir parçasıdır ve onunla yaşarsınız. Eğer kişiliğinize tamamen uygunsa sizinle bütünlük içerisinde yaşayacaktır.

Şimdi çevrenize bir bakın, hangisi gerçek sizsiniz? Hangisi değilsiniz? Bunun için ne yapabilirsiniz?

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 10:57 am | Yorumlar (4)

4 Temmuz 2007

Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım

Blog-Para

 

İlk blog kelimesi ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum, üniversitedeydim sanırım. İnsanlara bahsetmeye çalışmış sonra da kimse ilgilenmeyince vazgeçmiştim. Bu zaman aralığında çeşitli bloglar açtım, bugünlerde Türkçe olarak sadece bu blogda yazmaya çalışıyorum. Bloglardan olduça güzel paralar kazanıyorum, en güzel yanıda bunları oluşturmak için hiçbir ek masrafa girmedim. Populer olması içinde tonla para döküp reklam almadım. Bunları nasıl yaptığımı öğrenmek istiyorsanız yazının devamını okumanızı öneririm.Bu makale biraz uzun olacak kusura bakmayın, ama umarım size yararı dokunacaktır. Eğer şu anda okuyacak vaktiniz yoksa kaydedip veya yazdırıp boş bir vaktinizde okumanızı öneririm.

Gerçekten blog yazarak para kazanmak istiyormusunuz?

Bazıları bu konuda daha farklı düşünüyor, Türkçe’de “günlük” dediğimiz blogları bir para kazanma kapısı olarak görmenin yanlış olduğunu savunan bir kesim var. Sizde bloglara reklam almanın “günah, yanlış, etik dışı” olduğunu düşünüyorsanız, o zaman blogunuza reklam koymayın derim.

Eğer blog yazarak para kazanmanın doğru mu, yoksa yanlış mı olduğunu hala düşünüyorsanız, öncelikle oturup buna bir karar vermeniz gerekiyor. Blogunuzdan para kazanmak zaten size bir takım işler yükleyecektir, birde bunların arasında etik mi, değil mi diyerek kafanızı karıştırmanın bir yararı olmaz. Eğer blogunuz insanlar için bir değer üretiyorsa, siz bunun için para kazanmayı hak etmişsiniz demektir.

Blogunuzdan para kazanmaya karar verdiyseniz, bunun için utanmanıza gerek yok. Eğer reklam koyacaksanız, gerçekten biraz reklam koymalısınız. Sadece köşeye küçük bir kutucuk koymak yeterli olmaz. Eğer blogunuz yardımıyla ürün satışı yapacaksanız, gerçekten ürün satışı yapmalısınız. Sitenizle ilgili en iyi ürünleri bulmalı ve ziyaretçilerinize neden almaları gerektiğini söylemelisiniz. Bunları yapmaya karar vermelisiniz ve bu kararları sonuna kadar uygulamalısınız. En iyi karar, kararsızlıktan iyidir.

Eğer şimdiye kadar reklamsız bir blog yazdıysanız, bundan sonra reklam koymanız bazı okuyucularınızın hoşuna gitmeyebilir. Ama bunu dert etmemelisiniz, bende ilk reklam koyduğumda bazı şikayetler oldu. Fakat bu şikayetler genel okuyucu kitlesine göre çok düşük bir yüzde idi, geri kalanıda oldukça destekleyici mesajlar attılar. Bir süre sonra bunlar unutuluyor ve siz para kazanmaya başlıyorsunuz. İlk başlangıçta oldukça düşük olabiliyor, ama bir süre sonra bir ayda ilk $100 kazandığınızda hazzınız büyük oluyor. Adsense benim sitelerimde en çok kullandığım reklam şeklidir, ama tabiki sadece adsense kullanmıyorum.

İnternetten kayda değer bir para kazanabilir miyim?

Evet, kesinlikle. İlk etaptaki hedefiniz, bir ay içinde asgari bir ücret kadar para kazanmak olmalıdır, üstelik bunu evinizin sıcak ortamında çalışarak yapacaksınız. Eğer şu anda çalışmakta olduğunuz bir işiniz varsa, bu işi yarı-zamanlı yapılan bir iş olarak görebilirsiniz, bu şekilde hedeflerinize ulaşmanız biraz daha zaman alabilir tabiki. Ben her zaman bu işi tam-zamanlı olarak yaptım.

Bunu herkes yapabilir mi?

Hayır, yapamaz. Açıkça söylemek gerekirse para kazanacağım diye blog açanların %99′u bu hayallerini gerçekleştiremiyor. Bu sitenin sloganı “akıllı insanlar için gelişim”, bildiğiniz üzere bu dünyada akıllı insanlar oldukça azınlıkta. Dolayısıyla herkes bu şekilde hayatını kazanamaz, ama şunu belirtmeliyim ki akıllı insanların çoğu bunu yapabilir, blog yazarak para kazanabilir. Siz kendinizin akıllı olup olmadığınızı nasıl anlayacaksınız? Kural şu: eğer kendi kendinize bu soruyu soruyorsanız, siz değilsiniz.

Bu %99′luk oran sizi şaşırtmasın, düşük maliyetli başlanabilen her işte olduğu gibi (aktörlük, müzikyenlik, sporculuk vb.) blog yazma işinde de sadece %1′lik kısım yüksek paralar kazanabilir. Bugünlerde mail adresi alabilen herkes, bir blog açabilir. Anahtar akıldır ve blog yazarken bu anahtara ihtiyacınız var. Ama bu sadece kapıyı açıyor, önemli olan burada bu aklını belirli bir yönde nasıl kullanacağını öğrenmek. Bunun içinde internetten biraz çakmanız gerekiyor. Eğer internetten anlıyorsanız veya öğrenebilirim diyorsanız, blogunuzdan geçinmenizi sağlayacak kadar para kazanabilirsiniz demektir.

İnternetten çakmak

İnternetten çakmak da ne demek? Bir programcı olmanıza gerek yok, ama azda olsa internet teknolojilerinden haberdar olmanız gerekiyor. Blog dünyasına girecekseniz, öncelikle bazı anahtar kavramları bilmeniz gerekiyor, çünkü bunlar sayesinde para kazancaksınız. Bir kaç örnek vermek gerekirse; Blog yazılımı, blog yorumları, HTML sayfası, RSS okuyucusu, arama motorları, reklam programları, içerik tabanlı reklamcılık, email vb.

Eğer bu kavramlar hakkında hiçbir fikriniz yoksa, şimdilik normal işinizden ayrılmamanızı öneririm. Hala başarılı bir şekilde blog yazabilirsiniz, fakat tüm bunları bilen ve kullanan birine göre çok dezavantajlı durumdasınız. O yüzden kendinizi biraz geliştirmeden, kısa sürede büyük hayallere kapılmayın. Bu işleri sizin için ayarlayacak birini bulsanız bile, olayı biraz öğrenmeniz çok işinize yarayacaktır. Stratejik kararlarınıza güvenebilmeniz gerekiyor, ama eğer silahın ne olduğunu bilmeyen bir komutansanız bunu yapmanız mümkün olmaz.

Eğer beklentileriniz ölçüde iyi kazanmak istiyorsanız, farklı kanalları aynı anda kullanabilmelisiniz. Örneğin bu sitenin sloganı veya bu yazının başlığını atarken bile değişik açılardan bakabilmelisiniz. Öyle bir başlık olmalı ki, insanlar için çekici olsun, google için kolay olsun, içerik bazlı reklamlar içinde bir kategori oluştursun. En önemlisi ise yazdığım yazılar insanlara birşeyler katsın. Ben yazılarımı yazarken bunları hesaba katıyorum. Bunun gibi anlamanız ve kullanmanız gereken bir çok teknik var, bunları kullanmaktaki kararlılığınız sizin banka hesaplarıza yaptığınız yatırım olarak görülebilir. Burada bilginize yatırım yapmalısınız ve bu teknolojileri en kısa zamanda öğrenmelisiniz.

İşte %99 ve %1′in birbirinden ayrıldığı yer burası, bilgi. İki grupta çok çalışıyor olabilir, ama sadece %1′lik kısım eforunun karşılığını tam olarak alacaktır. Bir yazıya başlık atmak benim için 60 saniyeden fazla olmaz, fakat bu 60 saniye için deneyim sahibiyim. Sizde bu fikirleri düzenli olarak uygulamak için biraz öğrenmeniz gerekiyor.

Birşey hakkında detaylı bilgi almak istiyorsanız hemen Google‘a bir göz atın, basit olarak olayı anlayıncaya kadar bir kaç siteyi gezin. Bu teknikler hakkında uzman olmanız gerekmiyor, fakat basit olarak öğrenmeniz bir çok şeyi kolaylaştıracaktır. Arabayı sürebilmeniz bizim için yeterli, kaputun altındakilerle bırakın servisiniz ilgilensin. Ben bir programcı olmama rağmen bir çok web teknolojisinin nasıl çalıştığını tam olarak bilmiyorum, çok da umrumda değil. Buna rağmen onları kullanıp sonuç üretebiliyorum.

Değişime ayak uydurmak

En büyük riskiniz büyük hatalar yapmak değildir. En büyük risk fırsatları kaçırmaktır. Bunun için bir girişimci gibi düşünmelisiniz, bir eleman gibi değil. Kaybetme riski için kendinizi çok zorlamayın, fırsatları kaçırma riski çok daha yüksektir. Blog yazmak çok ucuzdur, dolayısıyla finansal bir riskiniz yok denecek kadar az. Burada en çok dikkat etmeniz gereken şey, size kolayca çok para kazandırabilecek fırsatları kaçırmanızdır. Bunun için kendinize fırsatları yakalayan bir anten yapmanızı öneririm, bunun için tabiki internet bizim yine yanımızda olacaktır.

Blog dünyasında hergün yeni değişiklikler olabiliyor, bu değişikliklerde yeni fırsatlar doğuruyor. Bazıları bu fırsatlar kaybolmadan hemen yararlabiliyorlar, bunların arasında neden siz olmayasınız? Eğer yeni çıkan bir şeyi denemekte çekingenlik yapıyorsanız, basitçe söylemek gerekirse treni kaçırmaya devam ediyorsunuz demektir. Fırsatlar kısa süreli olarak doğarlar, siz bunları kaçırırsanız ve kazabileceğiniz parayı kazanamadığınızdan zarara girersiniz. Ayrıca sitenize daha çok ziyaretçi, daha büyük bir okuyucu kitlesi ve daha fazla kişiye yardım etme şanslarından da olursunuz.

İnternet çok hızlı gelişiyor ve buna ayak uydurabilmek çok zor, fakat bir yerlerden başlamak gerekiyor. Her hafta yeni birşey öğreniyorum, yeni fikirler ediniyorum. Ama benim bile aklım bazen karışabiliyor, dolayısıyla sizinki de karışıyorsa bu oldukça normal. Eğer kafanız karışmıyorsa, yeterince istekli takip etmeye çalışmıyorsunuz demektir. Üniversiteli bir gencin yeni bir fikir üretip bir milyon dolar kazanması sizde kıskançlığa yol açmamalı, aksine bundan ilham almalısınız.

Sizin para kazanma stratejiniz ne olacak ?

Kimseyi yargılamak bana düşmez, ama bazıları blog hazırlarken oldukça kötü şekilde yapabiliyorlar bunu. Herşeyi bir düzen olmadan bir araya koyup, sonrada para kazanmayı bekliyorlar. Herşeyin bir düzeni olmalıdır, “nişan al - hazır - ateş!” döngüsü kullanılmalıdır. “hazır - ateş - ateş - ateş” sadece kargaşa yaratır.

Hiçbir stratejiniz yoksa başarılı olmuş blogların stratejilerini uygulayın, fakat asla başkalarının yazılarını kopyalamayın. Bu hem size bir katkı sağlamayacak, hemde gelişmenizi engelleyecektir.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 11:00 am | Yorumlar (18)

3 Temmuz 2007

Asla İşe Girmemeniz İçin 10 Neden

10-Neden

 

Bana ilginç gelen taraf şu, insanlar belirli bir yaşa geldiklerinde, okulu bitirdiklerinde hemen gidip iş bulmaları gerektiğini düşünüyorlar. Ama toplu halde yapılan birçok davranışta olduğu gibi, burada da herkesin yapıyor olması bunun iyi bir fikir olduğu anlamına gelmez. Aslında, eğer siz makul bir seviyede akıllı iseniz, bir işe girip çalışmak kendi yeteneklerinizi geliştirmek ve desteklemek açısından yapılacak en kötü hareketlerden biridir. Kendi yaşamınızı sürdürebilmeniz için daha birçok yol varken, sözleşmeli kölelik yapmak sizin için doğru tercih olmayabilir.Buyurun size bir işe girmekten var gücünüzle kaçınmanız gerektiğini gösteren birkaç sebep;

1. Amatörler için gelir kaynağı.

Bir işe girmek ve zamanınızı parayla değiş-tokuş yapmak akıllıca bir fikir olarak gelebilir. Bununla ilgili yalnızca tek bir sorun var. Aptalca! Bir gelir elde etmek için ortaya atılmış en aptalca fikir. Bu gerçekten sadece amatör insanların yapacağı türden bir şey.

Bir işe girmek neden aptalca? Çünkü sadece çalıştığınız zaman para kazanabilirsiniz. Burada bir problem gözünüze çarpmıyor mu, yada sizin beyninizi sadece çalıştığız zaman para alabilirsiniz diye yıkadılar mı? Hiç düşünmediniz mi, çalışmadığınız zamanda para kazanmak daha akıllıca olmaz mıydı? Kim demiş sadece çalıştığın sürece para kazanabilirsin diye.. Diğer beyni yıkanmış çalışanlar mı yoksa?

Hiç düşünmediniz mi, siz uyurken, yemek yerken, çocuklarla oynarken de para kazansaydınız daha iyi bir hayatınız olmaz mıydı? Neden 7/24 bir gelir kaynağınız olmasın? Çalışsanız da çalışmasanız da paranızı alın. Çiçeklerinizin başında beklemeseniz de onlar büyümeye devam etmiyor mu? Bu neden sizin banka hesabınız olmasın?

Günde kaç saat çalıştığın kimin umurunda? Bu dünyada sadece birkaç insan senin ofiste kaç saat çalıştığını umursuyor. Birçoğumuzun umurunda bile değil sen haftada 6 saat mi yoksa 60 saat mi çalışıyorsun. Ama sen bizim için kayda değer bir şey yapıyorsan, o zaman hepimiz cüzdanlarımızı çıkartıp bunun için sana fazlasıyla karşılığını veririz. Bizim için önemli olan kaç saat çalıştığın değildir, biz sadece bize kattığın değerler için ödeme yaparız. Örneğin bu yazıyı yazmak benim kaç saatimi aldı senin için önemli mi? Eğer 3 saat değil de, 6 saatte yazdıysam sen bana iki katı ödeme yapar mısın?

Amatör olmayanlarda geleneksel olarak “Amatörler için gelir kaynağı” yolundan geçerler. Bu yüzden şimdiye kadar sömürüldüğünü yeni fark ediyorsan kendini kötü hissetmene gerek yok. Amatör olmayanlar bir şekilde zamanla parayı değiş-tokuş yapmanın sağlıklı olmadığını anlayıp, daha iyi bir yol olabileceğini düşünürler. Ve tabii ki daha iyi bir yol var. Kullanmanız gereken anahtar; değerlerinizle, zamanınızın birlikteliğine son verin.

Akıllı insanlar 7/24 para kazandıracak sistemler yaparlar, bunlara pasif gelirler diyoruz. Bu bir iş kurmak, bir web sitesi açmak, yatırımcı olmak ya da yaratıcı çalışmaları için telif hakkı almak olabilir. Bu sistemde insanlar sürekli para kazanmaya devam eder, bir kere hareket kazandı mı, siz ilgilenmediğiniz zamanlarda da para kazanmaya devam edersiniz. İşte bundan sonra siz zamanınızı bu sistemdeki gelirinizi yükseltmek için kullanabilirsiniz. Bu gelir getiren işinizi daha iyiye götürmek veya yeni ek gelir kapıları açmak yönünde olabilir.

Okuduğunuz bu web sitesi bu sistemlere bir örnek teşkil edebilir. Siz bu yazıyı okurken reklam gelirlerinden para kazanıyorum. Ayrıca başka sitelerimde var, ve onlardan da gelir alıyorum. Bir konuyu sadece bir kere yazıyorum (sabit zamanlı yatırım), fakat insanlar yıllar sonra bile bu bilgilerden faydalanıyor (Bknz. Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım). Web sunucusu sürekli olarak bu bilgiyi isteyene gösteriyor, reklam sistemleri de bana otomatik olarak paramı ödüyor. Bu tam olarak pasif sayılmaz aslında, ama yazı yazmayı seviyorum ve gelir getirmese de zaten yaparım. Ama tabii ki bu işi kurmak bana inanılmaz pahalıya mal oldu değil mi? Tam 12YTL gibi bir para harcadım (bir “.com” adresi satın aldım). Bundan sonrası tamamen kâr olarak geliyor.

Tabii ki kendinize bir gelir kaynağı oluşturmak ilk başta biraz çaba ve zaman gerektiriyor. Ancak tekerleği de yeniden icat etmeye gerek yok, hali hazırda size reklam vermek isteyen bir şirketten alacağınız ücretsiz üyelik ile bir gelir kaynağı oluşturabilirsiniz. Bir kere başladınız mı, geçinmek için saatlerce çalışmanıza gerek yok. Akşam yemeğinizi yerken de para kazanıyor olmak güzel bir şey olmaz mıydı? Eğer fazladan birkaç saat daha çalışmak istiyorsanız sizi tutan yok. Tekerlekler dönmeye başladıktan sonra ve insanlar için değer oluşturmaya devam ettiği sürece, çalışsanız da çalışmasanız da gelir kaynağınız yaşamaya devam eder.

Köşe başındaki kitapçı bu tip başkalarının çoktan tasarladığı ve denediği sistemleri anlatan kitaplarla dolu. Kimse annesinin karnında nasıl yeni bir gelir sistemi kuracağını bilerek doğmuyor, ama bunu kolayca öğrenebilirsiniz. Bunu ne kadar sürede öğrenip uygulayacağız size bağlı, zaman her türlü geçmeye devam ediyor. Şimdi siz ilerisini düşünüyor olabilirsiniz, kendi gelir sisteminizin sahibi olmak mı, yoksa ücretli köleliğe devam etmek mi? Bu ya hep, ya hiç olarak görülmemelidir. Eğer ek bir gelir kaynağı oluşturup aylık birkaç yüz YTL kazanmaya başladıysanız, bu doğru yolda atılmış çok büyük bir adımdır.

2. Deneyimsizlik.

Deneyim kazanmanın en iyi yolunun bir işe girmek olduğunu düşünebilirsiniz. Ama bu golfta deneyim kazanmak için golf oynamanız gerektiğini söylemek gibi oldu. Bir işiniz olsun yada olmasın, hayatta her zaman deneyim kazanmaya devam edersiniz. Bir iş size sadece o işte deneyim kazandırabilir, başka ne yaparsanız da o konuda deneyim kazanırsınız, yani bu o zaman çok kârlı değil. Oturup yıllarca hiç bir şey yapmazsanız, bir süre sonra çok iyi bir meditasyon uzmanı veya bir filozof olarak ortaya çıkabilirsiniz.

Problem şu, yıllar boyunca her gün aynı işi tekrar tekrar yaparak ve aynı deneyiminizi kullanarak kendinizi nasıl daha çok geliştirebilirsiniz. Başlangıçta çok şey öğrendiniz, ama sonra her şey durağanlaşmadı mı? Bu da size çok daha yarar sağlayabilecek, birçok yönde gelişmekten alıkoyan bir durum ortaya çıkarıyor. Eğer bir gün sizin kısıtlı konudaki deneyimlerinize ihtiyaç kalmazsa, o zaman yıllarca aynı şey üzerinde çalışmanız boşa mı gitmiş olacak? Şu anda yaptığınız işi düşünün, 20-30 sene sonrada sizin işiniz hala geçerli olacak mı..

Şimdi şunu bir karşılaştırın. Hangi tür deneyimi kazanmak istersiniz? Tek bir konu üzerinde yoğunlaşıp, o konuda işinizi çok iyi yapabilmenizi sağlayan bir deneyim (sadece zamanınızı parayla değiş-tokuş yapabileceğiniz bir şekil), yada kendi sevdiği bir işi yaparak özgürce gelir elde edebileceği ve bir daha iş stresine girmek zorunda kalmamasını sağlayacak bir deneyim. Şimdi sizi bilmem ama benim için ikincisi çok daha iyi görünüyor. Siz ne derdiniz?

3. Hayat boyu evcilleştirme.

Bir işe girmek sanki bir insan evcilleştirme programına girmek gibidir. Nasıl uslu olmanız gerektiğini öğrenirsiniz.

Çevrenize bakın. Dikkatlice bakın. Ne görüyorsunuz? Çevrenizdekiler gerçekten özgür insan ırkı mı? Yoksa güzel kafeslerde yaşayan bilinçsiz hayvanlar mı?

Senin itaat eğitimin nasıl gidiyor? Uslu ve çalışkan olduğun için patronun daha çok ödüyor mu? Patronun dediklerini tam yapmazsan ceza mı alıyorsun yoksa? İçinde özgürlükten eser kaldı mı? Yoksa evcil bir hayvan olarak yaşamaya çok mu alıştın?

İnsanoğlu kendi kafeslerinde yaşamak için mi bugünlere kadar geldi. Zavallı..

4. Beslemek için çok fazlasınız.

Çalışanların gelirleri, en çok vergi kesilen gelirlerdir. Vergilerin bir kısmı direk olarak sizin maaşınızdan kesilir, diğer bir kısmı da iş veren tarafından ödenir. İş verenin perspektifinden bakılacak olursa onun için tüm para sizin için harcanan paradır. Bunun içinden siz ne kadarını alabiliyorsanız yanınıza kârdır. İçinde bulunduğunuz ofisin kirasını veya bilgisayarınızı çalıştıran elektriğin parasını da her ay işvereniniz öder. Ama aslında onların parasını ödeyende sizsiniz.

Gelir dağılımına bakıldığında, yüzde olarak neden çalışanların üzerine bu kadar vergi yüksek seyreder anlamak zor. Tüm bunların yanında vergi sistemi daha çok kimin kontrolündedir? Patronların mı, yatırımcıların mı yoksa çalışanların mı?

Sen ürettiğin değerin çok daha altında ücretlendirilirsin. Senin gerçek alman geren ücret şu anda aldığından kat kat fazla olabilir. Bunlar direk olarak diğerlerinin ceplerine girmektedir.

Sen ne kadar bonkör bir insansın öyle!

5. Çok riskli.

Bir çok çalışan hemen bir işe girip çalışmanın en sağlıklı ve güvenli yol olduğunu düşünürler.

Sosyal dayanışma çok mükemmel çalışır. Size gerçeğin tam tersini bile çok rahat inandırabilir.

Kendinizi şöyle bir pozisyonda düşündünüz mü, söyleyeceğiniz tek kelime bir başkasının tüm gelirini durdurabilir (“Kovuldun”), size çok güvenli mi geldi? Tek bir gelir kaynağı mı yoksa 10 gelir kaynağı mı size daha güvenilir geliyor?

Bir işe girmek en güvenli yoldur düşüncesi tamamen saçmadır. Eğer kontrol sizin elinizde değilse güvende değilsiniz demektir, ve çalışanlarda ellerinde en az kontrol olanlardır. Eğer siz bir çalışansanız işinizin asıl adı profesyonel kumarbazlıkdır.

6. Bir patrona sahip olmak.

Girişimcilik veya yatırım dünyasında kötü bir pozisyona düştüğünüzde arkanızı dönüp başka bir yoldan devam edersiniz. Çalışanların dünyasında kötü bir pozisyona düştüğünüzde arkanızı dönüp “Özür dilerim patron” dersiniz.

Patronunuz sizin efendiniz gibidir, o sizin her şeyinizdir.
Hey senin baban kim bakalım?

7. Para için yalvarmak.

Gelirini yükseltmek istediğinde, oturup patronuna yalvarmak zorunda mısın? Önüne biraz daha kemik attıklarında daha mutlu oluyor musun? Ee sonra?

Gelirini istediğin gibi belirleme özgürlüğüne sahip misin? Senin dışında kimsenin izni gerekmiyor mu?

Bir müşteri sana “hayır” dediğinde sen ne diyorsun, “sıradaki” , patronun sana ne diyecek?
8. İşe bağımlı bir sosyal hayat.

Bir çok insan işlerine tek sosyal hayat kaynağı olarak davranırlar. Sürekli aynı iş yerinde, aynı işi yapan insanlarla takılırlar. Bu tip sürekli birbiriyle görüşme güdüsü, sosyal hayatın sonu olarak görülebilir. Konuşulacak en güzel konular şirketin başka bir gruba geçişi, bilgisayardaki yeni işletim sistemi veya umulmadık bir dolma kalem dağıtımı olacaktır. Dışarı çıkıp yabancı birileriyle konuşsak ne olur? Ooo ürkütücü, içerde kalmalıyız.. güvende olmalıyız..

Senin sahibin birlikte çalıştığın başka bir köleyi yeni sahibine sattı diyelim, bir arkadaşını mı kaybetmiş olacaksın? Neden kiminle arkadaşlık kuracağına sen değil de sahibin karar veriyor? İster inan ister inanma dünyanın bazı yerlerinde insanlar özgürce bir araya geliyorlar, tabi bunların hepsi işsiz tayfası, hepsi deli bunların.

9. Özgürlüğün sonu.

Bir insanoğlunu köle gibi çalışan biri haline getirmek oldukça zahmetli bir iştir. Öncelikle ilk yapılması gereken özgürlüğünü elinden almaktır. Bunu yapmanın en güzel yolu içinde bir ton kural, yasak ve cezaların bulunduğu güzel bir sözleşme imzalatmaktır. Böylece bizim yeni kölemiz daha itaatkâr olur, ceza korkusu ile her şeyi daha dikkatli yapar. Böylece köle için en güvenli hareket sahibinin dediği her şeyi harfiyen yerine getirmektir. Evet yeni kölemiz çalışmaya hazır, ofisini gösterin kendisine.

Bu itaat eğitimi sırasında çalışana nasıl giyineceği, nasıl konuşacağı, nasıl hareket edileceği vb. öğretilmelidir. Elimizde hiç kendi kendini düşünebilen bir çalışan yok değil mi, güzel. Yoksa her şey mahvolur!

Eğer şirket kurallarına aykırıysa masana bir çiçek koyduğun zaman tanrı seni cezalandırır! Aman Zeynep’in masasında çiçek var, güvenliği çağırın hemen.. Zeynep eğitimini eksik almış…

Özgür insanlara göre bu tip kısıtlamalar tabii ki çok saçma geliyor. Onlar için tek sözleşme var: “Akıllı ol. Nazik ol. Sevdiğin şeyi yap, keyfine bak.”

10. Ödlek biri olmak.

Hiç dikkatinizi çekti mi, çalışanlar sürekli şirketleri hakkında şikayet ederler. Sorunlarını anlatırlar, ama aslında kimse bu sorunların çözülmesini istemez. Suçu diğerlerinin üzerine atıp, suyun üstüne çıkmayı severler. Bir işe girdiklerinde insanların hepsi özgür iradelerini yitirir. Patronunuzun ne kadar aptalca işler yaptığını kendisine kovulma korkusu olmadan söyleyemiyorsanız, artık özgürlüğünüz yok demektir. Sahibinizin bir malısınız sadece.

Size öyle değilmiş gibi gelse de, tüm gün boyunca korkakların arasında çalıştığınıza göre tebeşirin tozu sizinde üzerinize gelmeyecek mi? Elbette gelecek. Sizin güzel insani içgüdülerinizi korkuya kurban etmeniz sadece bir zaman meselesi: ilk önce cesaret.. sonra dürüstlük.. daha sonra onur ve güvenilirlik.. en sonunda özgür irade. Tüm insanlığını bir illüzyon uğruna sattın gitti. Bundan sonraki en büyük korkun ise bundan sonra ne olacağın.

Şu anda ne kadar yenilgi içerisinde olduğun beni ilgilendirmiyor. Ama cesaretini toplamak için hiçbir zaman geç kalmış değilsin. Asla…

Hala bir işte çalışmak istiyor musun?

Eğer sen iyi eğitilmiş, uslu bir çalışansan yukarıdaki yazılanlara tepkin defansif olacaktır. Bu sana verilen eğitimin bir parçası. Ama şöyle düşün eğer yukarda anlatılanların gerçekle bir ilgisi yoksa, herhangi bir tepki vermemen gerekir. Bunlar sadece bildiğin şeyleri hatırlamak olarak gelmiş olabilir. Kafesini inkar edebilirsin, ama bu içinde olduğun gerçeğini değiştirmez. Belki de o kadar hızlı gerçekleşti ki şimdiye kadar fark edemedin bile..

Eğer yukarıdaki nedenlerden biri seni sinirlendirdiyse bu doğru yönde kazanılmış bir başarıdır. Kızgınlık, duyarsızlıktan bir üst seviye bilinçtir,yani sürekli kayıtsız kalmaktan daha iyidir. Kafanızın karışması bile duyarsızlıktan daha iyidir. Eğer duygularınızı bastırmak yerine onlarla birlikte çalışırsanız, bir şekilde cesaretin kapısını çalarsınız. Ve bu olduktan sonra içinde bulunduğun durumu değerlendirmelisin ve eğitildiğin gibi evcil bir hayvan gibi değil, yaratılış amacındaki gibi güçlü bir insan olarak yaşamalısın.

Mutlu bir işsiz.

Bir işe girmenin başka alternatifi ne olabilir? Hayatın boyunca mutlu bir işsiz olarak kalmak ve başka şekillerde gelir elde etmek. Başkaları için değer üreterek (zaman üreterek değil) daha çok kazanabileceğinin farkına var. Kendi yeteneklerini kullan ve başkalarına bunu kendi belirleyeceğin bir ücretle dağıt. Başarmak zaman ve çaba gerektirecektir, ama özgürlüğünü kazanmak için ödenmesi gereken bir bedeldir. Bu yolda kazandığın deneyimleri de yine diğerleriyle paylaşarak daha çok değer üretebilir ve daha çok kazanabilirsin.

En büyük korkulardan biri senin diğerleri için elle tutulur hiçbir değer üretemeyeceğindir. Belki de işte kalıp çalıştığın saat süresince gelir elde etmen senin için daha iyidir. Belki de sen buna bile değmezsin. Bu düşünce tarzı da sana verilen bu eğitimin bir parçasıdır. Bu tamamen saçmalıktır. Ne zamanki bu yıkanmış beynini geri kazanırsın, o zaman diğer insanlar için yapabileceğin çok şey olduğunu görürsün. İnsanlarda bunlar için seve seve ödeme yaparlar. Senin gerçeği görmeni engelleyen sadece tek bir şey var, korku.

Tek ihtiyacın olan kendine biraz cesaret vermek. Senin gerçek değerin insanlığın, yaptığın iş değil. Senin tek yapman gereken kendini dünyaya tanıtmak. Bunu saklı tutabilmek için sana şimdiye kadar her türlü yalan söylendi. Gerçek mutluluğa ve gönül ferahlığına kavuşabilmen için cesaretini tekrar kazanman gerekiyor.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 9:03 pm | Yorumlar (5)

1 Temmuz 2007

Klasiklerle Kendinizi Geliştirmenin 10 Yolu

KlasiklerBirkaç gün önce çok rahatsız edici bir istatistik sayfasıyla karşılaştım, üniversite mezunlarının %42’si bir daha hayatları boyunca bir kitap bile okumuyormuş. Yaklaşık 10 senedir de herkes “çok satan kitaplar” okuduğuna göre, kimse klasikleri okumuyor demektir. İnsanlığın talihsiz bir şekilde yararlanamadığı durumdan, siz kendiniz yararlanabilir, kendi avantajınıza kullanabilirsiniz. Bu örnekler bunu nasıl yapacağınıza yardımcı olacaktır umuyorum:

1. Kelime Hazinesi

Klasikleri okuduğunuzda, şu anda kullanılmayan bir çok kelimeyle karşılaşırsınız. Neden kimsenin kullanmadığı kelimeleri öğrenesiniz? Farkınızı ortaya koymak için. Daha fazla kelimeye sahip olmak, içinde daha çok alet olan bir alet çantası gibidir. Kendinizi çok daha iyi ifade edebilmenizi sağlar, bu hem iletişimde, hem sosyal yaşamda, hemde işte sizin daha mantaliteye yönelik olabilmenizi sağlar.

2. Yazma Becerisi

Klasikleri okumak yazma becerinizi geliştirmenin en kolay yoludur. Siz okurken farkında olmadan yazarın tarzını absorbe edersiniz. Neden en iyisinden öğrenmeyesiniz ki? Büyük yazarlar sizin aklınızı başınızdan alabilecek olanlardır. Okuduktan sonra yazarın düşüncelerinin yansımalarını kendi düşüncelerinizde de görebileceksiniz. Buda sizin yazma beceriniz üzerinde etkili olacaktır.

3. Daha İyi Konuşma

Daha iyi konuşma becerisi, daha iyi yazma becerisini gerektirir, çünkü her ikisi de düşünme yeteneği gerektirir.Çalışma sizin kendizi daha rahat ve bir stil ile ifade edebilmenizi sağlar. Türkçe’yi kullanma yeteneğinizi geliştirdiğinizde, çok daha akıcı ve akılda kalıcı olacaksınız. Daha zeki ve eğlenceli görüneceğinizden, çevrenizdekilere göre avantajlı olacaksınız.

4. Yeni Fikirler

Yıllar önce başka diyarlara göçmüş yazarlardan yeni fikirler almak oldukça ilginç değil mi? Eğer rekabetçi zihniyetle düşünürseniz, çevrenizdeki herkesin aynı blogları, aynı çok satan kitapları okuduğunu görürsünüz. Bu onların sürekli aynı tarzda düşünmelerine sebep olmakta, farklı ve kendilerine öz tarzlar yakalamalarını önlemektedir. Kendi tarzınızı yaratmaktan daha iyi bir şey olamaz. Klasiklere baktığınızda, her zaman sizi zihninizde farklı açılımlara yöneltebilecek yeni fikirler bulabilirsiniz.

5. Tarihsel Bakış Açısı

Bu konuyu size açıklayabilirim ama neden uğraşayım, Einstein zaten açıklamış…

Sadece gazeteleri veya çok satan kitapları okuyanlar bana at gözlüğü takmış insanlar gibi görünürler. Bu insanlar sadece o anlık, o dönemin bakış açısına sahip olabilirler, başka bir şey görmezler, duymazlar. Bu insan diğerlerinin değersiz ve monoton yaklaşımlarından etkilenmeden nasıl kendi kendine düşünebilir ki?

Bir asır içinde dünya üzerinde sadece bir kaç tane berrak zekaya sahip, aydınlanmış ve zevk sahibi insanlar ortaya çıkar. Bu insanların harikulade çalışmalarını, nasıl olurda görmezden gelir delirmiş insanlar?

Şu anda modernistlerin züppeliklerinin üstesinden gelmekten daha önemli bir şey yoktur.

6. Zevkli Eğitim

Harika kitaplar okumak ço zevklidir. Anahtar, aradaki eski kelime duvarını aşmaktır. Bu sandığınız kadar zor bir şey değil. Bir kaç denemeden sonra alışacaksınız, daha sonra modern kitaplardan çok daha akıcı olduğunu da hayretle göreceksiniz. Klasikler hala var çünkü gerçekten size zevk vermeye devam ediyor. Bu yüzden film yapımcıları sürekli eski kitapların filmlerini yapmaya devam ediyorlar, en iyi içerik varken neden yeniden yapmaya çalışasınız ki?

7. Sofistike

Eğer uzun tartışmalar yapmaktan hoşlanıyorsanız, klasiklerin size kattığı bilgi çok işinize yarayacaktır. Bunlar hala yaşayan kitaplar, insanlık tarihinin birer parçaları. Çok satanlar listesindeki kitapların %99′u gibi kaybolup gitmeyecekler. Klasiklerdeki herkes tarafından kabul görmüş, onure edilmiş fikirler bir çok yerde anlatmak istediklerinizi kolaylaştıracaktır. Ayrıca Aristo’dan güzel bir alıntı yapmakta tartışmayı kazanmanızı sağlayabilir.

8. Daha Etkili Okuma

Bugünlerde iyi kitaplara rastlamak oldukça zorlaştı. Eğer sadece güncel yazarları okursanız, bu sürekli aynı havuzda yümek gibi olur. Okumak için belirli bir zaman ayırıyoruz, neden bu zamanı en iyilerin en iyisi ile değerlendirmiyorsunuz?

9. Açık Görüş

Eğer bir makale veya blog yazarıysanız, klasikleri es geçmek hatadır. Bunun sizin yazdığınız konuyla bir alakası yoktur. Ne yazdığınızdan bağımsız olarak, yazdığınız şeyin açık ve akıcı olmasını istersiniz. Bunu öğrenmenin en iyi yolu, en iyisinden öğrenmektir. Blogları yeterince okuduğunuzu düşünüyorsanız, artık birazda klasiklere bakıp farklı bir uca gitmelisiniz.

10. Zamandan Bağımsız Fikirler

Modern dünyada, teknolojinin herşeyi değiştirdiğine inanıyoruz. Aslında hayatta olmak binlerce sene öncesiyle aynı hissi veriyor. Klasiklerdeki dersler herzamankinden daha da ağır. İçerdikleri bilgiler sizin hayatınıza direk etki edebilecek bir tarza sahip. Klasikleri okumak insan bilincinin gelişmesinde oldukça büyük yere sahip, bu yüzden çocuklara hep klasikler okutulur. Bu modern problemlere de çözümler üretebilmemizdeki yeterliliğimizi artırır.

Herşey bir yana klasikleri okumak yeni kitapları okumaktan çok daha ucuzdur, harika değil mi? Herhangi bir okulun kütüphanesinden bile ödünç alabilirsiniz.

Bu yazıda modern olan herşeye saldırmak gibi bir düşünceye kapılmanızı istemem. Herşeyi bırakıp sadece klasikleri okumak, onları görmemezlikten gelmek kadar kötü bir hareket olur. Akıllıca olanı geçmişin deneyimiyle, geleceğin öngörüsünü sentezleyebilecek ölçüde bu değerleri konbine olarak kullanmaktır.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 11:59 pm | Yorum Yok :(