30 Aralık 2007

Sitenizden Para Kazanmak İçin Neden Google Adsense Kullanmalısınız?

adsense-ile-para-kazanmak1.jpg

Bu yazımda internet sitesi sahipleri ve blog yazarları için para kazanma amacıyla neden Adsense kullanmaları gerektiğini bazı temel maddelere değinerek açıklamaya çalışacağım.

Aslında Adsense bana şu ana kadar sadece $22,500 kazandırdı.

Bu rakam çokta kötü değil. Yaklaşık 3 senedir Adsense kullandığım ve ilk başlarda günde sadece $0.2 civarında para getirdiği düşünülürse küçük bir başarı olarak bile görülebilir bazıları tarafından. Bloglardan para kazanmak için Adsense en iyi yöntem olmasa bile aşşağıda sayacağım maddeleri göz önünde bulundurarak kullanmanızı tavsiye ederim.

Google Adsense’i Sitenizde Kullanmanız İçin 9 Neden

1. Uluslararası Trafik - Eğer sizin siteniz veya blogunuz Türkiye dışından da ziyaretçi alıyorsa, bu ziyaretçilere uygun reklam yayınlamanız normal şartlarda zordur. Örneğin benim sitelerimden biri olan fotopasaj.com fotoğraf üzerine bir site, burada Almanya’dan ve Amerika’dan da yüzlerce kayıtlı üye bulunmakta. Ben sadece X Fotoğraf şirketinden reklam alsaydım, diğer dillerde girenlerin bu reklamlara tıklama olasılığı yoktu. Fakat Adsense sayesinde diğer ülkelerden gelen ziyaretçilere uygun reklamları google seçiyor ve onların dillerinde gösteriyor. Böylece siz para kazanmaya devam ediyorsunuz. Çünkü google’ın gerçekten çok büyük bir reklam veren kitlesi var ve bunu çok güzel kullanıyor.

2. Çok Kolay Kurulum - Üç sene önce adsense kullanmaya başladığımda bu programın değişik özelliklerini test ediyordum. O zamanlar çokda anlamıyordum bu reklam olayından. Yinede Adsense bana çok kolay geldi ve kodunu google’dan aldıktan 1dk sonra sitemde reklamları görmeye başladım. İlk zamanlar Adsense’de bu kadar çeşitlilik yoktu, reklamın boyutu sitemize göre seçip, renkleriyle oynayabiliyorduk sadece. Şimdi bir çok yardımcı araç, internette reklamları nasıl yerleştirdiğimizde neler olacağını öğrenebileceğimiz yazılar, adsense hakkında birçok ipucu(şu anda okuduğunuz gibi ;D ) bulunmakta. Şu anda halen Adsense bence herkes için en kolay gelir kaynağıdır. Bu işe yeni başlayacak bir çok amatör içinde en başarılı çözümü sunacağından eminim.

3. Geniş Müşteri Portföyü - Google’a reklam veren şirketlerin sayısı ülkemizde bile binlerce, uluslararası olaraksa milyonlarca. Tüm bu şirketlerin sizin sitenizde reklamlarını göstermek ise yaklaşık 1 dakikalık bir uğraş gerektiriyor. Google Adsense sitenizin başvurusunu kabul ettikten sonra verilen kodu sitenize ekliyorsunuz ve sitenizin içeriğine uygun olarak belirli alanlardaki şirketlerin reklamları sizin sitenizde çıkıyor. Tüm bu şirketleri sizin kendi başınıza bulmanız ve sizin sitenizde reklam vermeye ikna etmeniz, bunlardan da aylık düzenli para almanız kesinlikle başka bir yöntemle olası değildir.

4. İçerikle Uyumlu Reklamlar - Adsense’deki en başarılı özelliklerden biri elbette sizin sitenizin içeriğini anlayıp, reklamları buna göre göstermesidir. Örneğin siz bir ev hanımısınız ve bebeklerle ilgili bir blog (internet günlüğü) yazıyorsunuz. Sitenizde Efes Pilsen’in reklamları çıksa ne kadar mantıklı olurdu? Ama Google Adsense sitenizin bebekler hakkında yazılar içerdiğini görüyor ve bebeklerle ilgili şirket ve ürünlerin reklamlarını gösteriyor. Böylece sizin okuyucu kitleniz hem o reklamlara daha çok tıklıyor ve konuyla ilgili farklı içeriklere de ulaşmış oluyor. Bildiğiniz gibi Adsense’te reklamlarınıza ne kadar çok tıklanırsa sizde o kadar çok kazanırsınız.

5. Bir Kere Ayarlayın ve Unutun - Bir çoğumuz sadece sitemize yazılar yazmakla meşgul olmak ister, her gün reklamları ayalamak, yeni reklam verecek şirketlere telefon açmak, ürünlerin ne kadar komisyon alacağımızı düşünüp o ürünü sitemizde tanıtmak bir çok kişi için zor ve gereksiz bir süreçtir. Adsense sizin üstünüzden tüm bu yükleri alıyor. Bir kere kodunuzu siteye yerleştiriyorsunuz ve tüm bunları Adsense sizin yerinize hallediyor. Siz o sırada sadece sitenize daha güzel içerik eklemekle meşgul olun yeter. Emin olun orjinal içerik (okuduğunuz bu yazı gibi) her zaman Google tarafından ödüllendirilir. Sizin benim yazdığım bu yazıyı başka bir blogda kopyalamanız size fazla birşey katmayacaktır. Bu yüzden reklamlarla değil kendi orjinal içeriğinizle ilgilenmeniz size para kazanma yolunda da büyük başarı sağlayacaktır.

6. Minimum Ziyaretçi Sayısı Engeli Yok - Eğer bir şirketten reklam almak isterseniz, size ilk soracağı soru sitenizin günlük kaç ziyaretçi aldığıdır. Eğer bu işe yeni başlıyorsanız çoğu şirket sizinle ilgilenmeyecektir bile. Fakat Adsense’de böyle bir sınırlama yoktur. Günde 3 kişi bile sitenize giriyor olsa Adsense bundan şikayet etmeden onlara uygun reklamları gösterecek ve tıkladıklarında hesabınıza paranızı yatıracaktır.

7. Diğer Reklam Programlarıyla Birlikte Kullanılabilir - Adsense’e ilk başladığım yıllarda başka reklam programlarıyla birlikte kullanılmaması yönünde bir çok kural bulunuyordu. Şu anda bunların bir çoğu kaldırıldı ve birçok başka reklam programını Adsense’le birlikte kullanabiliyorsunuz.

8. Farklı Reklam Formatları - Eğer bir şirketten hiç reklam almaya kalktığınız zaman size belirli bir banner verir ve sürekli bunu göstermek zorundasınızdır. Adsense’de sitenize uygun boyutlarda reklam formatlarını seçebilirsiniz. Yazı formatı, resim formatı veya video formatı gibi seçenekler sizi bekliyor.
9. Güvenilir Ödeme - Bir çok reklam programında veya reklam alacağınız şirketlerde ilk soracağınız soru “Peki ödemeyi yapacaklar mı?”. Az çok bu işlerle ilgilenmişseniz veya duymuşsanız özellikle Türkiye’de bu konuda bir şirkete güvenmek oldukça zordur. Fakat Google Adsense sözkonusuyken böyle şeyler düşünmenize gerek kalmıyor. Google dünyanın en büyük şirketlerinden biri ve ödemeleriniz bankanıza saat gibi dakik, her ay yatırılıyor. İlk yıllarda google banka çeki yolluyordu ve bunu bozdurmak masraflı oluyordu. Şu anda banka hesabınıza YTL olarak yatırıyorlar ve size sadece harcaması kalıyor.

Eğer hala Adsense’e üye olmadıysanız, sitenin yanında bulunan “Bu sayfa Google Adsense’i tavsiye ediyor” tuşuna basarak üye olabilirsiniz. Bunu yapmadan önce sitenizin bir adresi olması gerekiyor. Eğer hala bir blog açmadıysanız ücretsiz olarak blogspot.com gibi sitelerden bir üyelik alabilirsiniz. Ücretsiz servisleri pek önermediğimi Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırsınız yazımda açıklamıştım.

Sizde Adsense’le ilgili görüşlerinizi ve sorunlarınızı bu yazıya yorum yaparak bildirebilirsiniz. Bu makalede tabiki Adsense’in tüm yönlerini inceleyemedik, bazı olumsuz yönleride bulunuyor elbette. Bunlarıda başka bir yazıda anlatabilmek ümidiyle.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 4:28 pm | Yorumlar (3)

27 Aralık 2007

Sözlerinizi Hayata Geçirin

sozlerinizi_hayata_gecirin.jpg

Tutulmamış sözler sizin kariyeriniz boyunca yapacağınız en büyük hataların başında gelir. Tutulamayan sözler sorun yaratır çünkü:

Bir anlaşmaya vardınız, ama maddelerden sadece bir kısmını mı yerine getirdiniz? Ailenizden birine bir yemek sözü verdiniz, ama bir türlü o yemeğe vakit bulamadınız mı? Şöyle dediniz,” Tamam, sana borcum olsun” veya öyle geçiştirdiniz. Zamanında bitirmeniz gereken şeyler hala bitmedi mi? Eğer bunlardan birine evet dediyseniz, siz sözlerinizi tutmuyorsunuz demektir. Bu yazıda kısaca belirtmek istediğim şu ki: verdiğiniz sözlerin arkasında durun, eğer bunları gerçekleştiremezseniz bu hem sizin adınıza yansıyacak hemde geleceğinizi kötü yönde etkileyecektir.

  1. Yapmak için söz verdiğiniz şeyleri unutmayın.
    Bunun için en iyi yol, bir yere yazın! Bunları yapmaya başladığınızda yine listeler oluşturarak yol haritanızı belirleyin. Sorumlu olduğunuz konuları bir yerde toplamak her zaman işe yaramıştır. Böylece , başka şeyler dikkatinizi dağıttığında, daha önemli bir iş çıktığında veya sadece eğlendiğiniz için bunları tamamiyle unutmamış olursunuz.
  2. Sizden ne istendiğini net olarak öğrenin. Sizin ve birlikte çalıştığınız insanların, senkronize olduğunuzdan emin olun. Ne istediğiniz ve insanların sizden beklentilerinin uyuşmasını sağlayın, gerekli durumlarde kendinizi ifade edin, gerekli durumlarda kendinizi geliştirin.
  3. Kapasitenizin altında söz verin. Çoğu işte “Sözünü az ver, işini fazladan yap” tekniği başarıya ulaşır. Çoğu zaman başlangıçta öngörülen işten daha fazlasını yapmanız gerekir. Bu yüzden bir önem sırası yapıp, sonlara gelemeyebilirsiniz. Önceden nelerin kritik olduğunu öğrenmek, her zaman size yardımcı olacaktır. Gereksiz detaylar üzerinde zaman kaybetmemeniz gerekir.
  4. Konuşmalarınızda “Söz verdiğimiz gibi” etiketini yapıştırın. Bitirmeye yakın email yazarken veya projenin üstünden geçerken, verdiğiniz sözleri yerine getiriyor olduğunuzu vurgulayın. Örneğin, “Daha önce konuştuğumuz şekilde sitenin alt yapısı incelenecekti, söz verdiğimiz gibi tamamlandı rapor ekte gönderilmektedir.”
  5. Eğer bir projeyi zamanında yetiştiremediyseniz veya başka bir şeye ağırlık vermeniz gerekiyorsa, yeniden oturup konuşun.
    Biraz diplomasiye ihtiyacınız var, mesajınızı nezaketle iletin, işlerin değişime uğradığı hakkında bir yargı oluşturun. Bütünlük sağlayabilirseniz puan kazanırsınız, gözünüzü toptan ayırmayın yeter.
Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 1:19 am | Yorumlar (2)

24 Aralık 2007

Blog Müşterilerinizin Hedefleri Neler?

musterilerinizin_hedefleri_neler.jpg

Blog müşterilerinizin hedeflerini anlayabiliyormusunuz?

Durun bir dakika, “müşteri” mi dediniz? Eğer sizde diğer blog yazarları gibiyseniz, “ziyaretçiler”, “aboneler”, “sayfa gösterimi” gibi kelimelere daha aşina olmalısınız. “Müşteri” kelimesi size pek doğal gelmemiş olabilir.

Ama eğer birşeyler satıyorsanız, bazı servisleri öneriyorsanız yada sadece köşeye reklamlar koyduysanız, bir iş yapıyorsunuz demektir. Eğer bir iş yapıyorsanız sizin müşterileriniz VAR demektir.Bu nedenle eğer kazandığınız parayı arttırmak istiyorsanız öncelikle müşterilerinizin ne istediğini tam olarak anlamalısınız.

Ben müşteri pskolojileri üzerine uzun sayılmasada deneyim kazandığım bir geçmişe sahibim. Bu deneyimime göre, diğer binlerce işte olduğu gibi, sağlam hedefleri daha net görebilmek için bir liste hazırladım.

Bunları anlarsanız, müşterilerinizide anlayacaksınız.

İnsanlar sahip olmadıkları şeyleri isterler.

İnsanlar sürekli hak ettikleri veya hak ettiklerini düşündükleri şeyleri elde etmek için uğraşırlar. Modern toplumda, her gün sürekli biraz daha fazlasını beklenti olarak belirlerler.İnsanlar şunları elde etmek isterler:

İnsanlar elde ettikleri şeyleri kaybetmek istemezler.

Nasıl ellerinde olmayanı alma arayışındalarsa, insanlar elde ettiklerinide kolay kolay bırakmak istemezler. Bu yukarıdaki listedekilerin herhangi birini kaybettiklerinde bu güçlü bir motivasyon yaratır.

İnsanlar hoş olmayan şeylerden sürekli kaçınırlar.

İnsanların elde etmeye çalıştıkları şeyler gibi, güçlü bir motivasyon yaratan başka şeylerde hoş olmayan şeylerin başlarına gelmesidir. İnsanlar şunlardan kaçınır:

İnsanlar değişik şekillerde tatmin olurlar.

İnsanlar farkında olmasalarda kendilerini tatmin eden şeylerin tam olarak belirli veya duygusal sebepleri vardır. İnsanlar aşşağıdaki şekillerde tatmin olabilirler:

İnsanlar değişik şekillerde görünmek isterler.

Herkes kendini pozitif bir ışık gibi görmek ister. Ayrıca, başkalarının kendileri hakkında ne düşündükleride onlar için çok önemlidir. Öylese insanlar aşşağıdaki gibi gözükmek isterler:

Bu liste sizin birşeyleri yaratmanızda veya satmanızda yardımcı olabilir. Yinede, rastgele bir hedef seçip, bunu şu anda yapmakta olduğunuz işe adapte etmeye çalışmanızı çok önermiyorum.

Bir çok servis veya ürün kendiliğinden bir hedefi belirtir. Eğer ürününüzün verdiği doğal mesaj çerçevesinde hedefler belirler ve bunlar üzerinde yoğunlaşırsanız çok daha başarılı olacağınızdan eminim.

Ayrıca, müşterilerinizi hedeflerine ulaştırıken bunu çok yaygara çıkarmadan yapın. Onlar kendilerinin bu hedefe ulaşmak için doğru hamleleri yaptıklarını düşünmeleri daha olumlu olacaktır.Her zaman müşterilerinizin duygularını önemseyerek hareket edin, doğru kararları verdiklerinden şüphe duymamalarını sağlayın.

Kaynaklar: Direct Creative, ProBlogger

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 10:38 pm | Bir Tanecik Yorum Var

23 Aralık 2007

Para Kazanmanın Gizli Formülü

para_kazanmanin_gizli_formulu.jpg

Uzunca bir aradan sonra tekrar yazılarıma devam edeceğim, bu ara için sizden özür diliyorum. Neden ara verdiğimin detaylarına girmeyeceğim. Bu süre zarfında sizden birçok mail ve yorum aldım, bunlar için öncelikle teşekkür ederim. Bunların büyük çoğunluğu blog yazarak veya başka yollarla internetten nasıl para kazanılacağını soran sorular içeriyordu. Motivasyondan, yemeklerden, zinde olmaktan değil, sürekli para kazanmakla ilgili yazılar yazmam istendi. Birçok kişi internetten para kazanmanın formülünü sorar gibi sorular sordu.

Gizli Bir Formül Yok

Bazı insanlar varki, para kazanmak üzerine her türlü yazıyı okuyor, aynı başlıktaki kitapları alıp kurcalıyor, para kazanmanın formülünü bulma ümidiyle ordan oraya koşturuyorlar. Onların kalbini kıracak belki ama, internetten para kazanmanın gizli bir formülü yok.

Diyet sektörüne bir göz atalım. İnsanlar diyet programlarına milyarlaca para harcıyorlar, kitaplar, videolar ve benzeri bir çok yan dalda insanlar onlara kilo verdirecek gizli bir formül arayışındalar. Formül gizli değil ve bir kaç kelime ile özetlenebilir; daha az ye, daha çok hareket et. Çok basit değil mi? Bu basit formülü kavrayana kadar daha kaç tane video seyretmeniz, daha kaç tane kitap okumanız gerekiyor?

İnternetten para kazanmakta bu kadar basitçe özetlenebilir; ziyaretçi çek, reklamları iyi ayarla. İşte, size internette zengin olmanızı sağlayacak gizli formül. Size bundan önce yazdığım ve bundan sonra yazacağım bu konu hakkındaki yazıların hepsi ya daha çok trafik çekmenizi ya da reklamları daha iyi ayarlamanızı sağlayacak niteliktedir. Eğer iyi bir ziyaretçi trafiği çekebiliyor ve reklamlarınızı ziyaretçi kitlenize göre ayarlayabiliyorsanız, zengin olmak için iyi bir yolda ilerliyorsunuz demektir.

Arada yazdığım motivasyon ve kişisel gelişim yazılarından sıkılan arkadaşlar içinde şunu söyleyim, birincisi bence para kazanmak sadece formülle değil sizin gelişiminizlede alakalıdır, ikincisi bu yazılar siteye iyi bir trafik kazandırmaktadır. Yani bundan sonra bu yazılar devam edecektir, desteğiniz için tekrar teşekkürler.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 10:03 pm | Yorumlar (2)

30 Ağustos 2007

Evinizden Çalışarak Para Kazanmak Size Uygun mu?

Evinizden Çalışarak Para Kazanmak Size Uygun mu?

Evden Çalışma Rüyası
Kendi evinizin rahatlığında çalışmak, daha güzel ne olabilir ki? Peki tamam, ama bunun gerçekten büyük artı ve eksilerini konuşmak gerekiyor. Bu yazıda size bir bakış açısı kazandıracağını düşündüğüm kilit elementleri aktarmak istiyorum. Hem evde hem de şirkette çalışmış biri olarak konu hakkında bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum.

Evden Çalışmak: Gerçek Dünya, Artılar ve Eskiler

1. Pijamalarınızla çalışmak.

Artı: Bu en iyisi değil mi? Yataktan kalkıp pijamalarınız ve terliklerinizle işlerinizi halletmek. Güzel görünüyor ve gerçekten çoğu zaman güzel oluyor. İstediğiniz zaman istediğiniz giysi ile çalışmak oldukça rahatlatıcı olabilir.

Eksi: Çoğu insan için motivasyon nasıl giyindiğinize bağlı olarak değişir. Evet pijamalarınızla çalışabilirsiniz, fakat bunu bir süre yaptıktan sonra, önce duş alıp, sonra temiz giysiler giydiğinizde daha iyi çalıştığınızı fark edeceksiniz.

2. Patron yok.

Artı: Evet sizin omzunuzun üstünden bakan bir patron olmadığı aşikârdır.

Eksi: Aslında hepimiz bir “patron” sahibiyiz, örneğin

3. Rahat bir ajanda.

Artı: Bu en güzel faydalardan biri. Ne zaman çalışacağınıza siz karar veriyorsunuz. İstediğiniz zaman mola veriyorsunuz. Doktora mı gideceksiniz, problem değil. Çocuğunuzu mu hasta, onlara bakmak için zaten evdesiniz.

Eksi: Bir şekilde zaman ayırmalısınız, iş bitmek zorunda.(Bkz. O Bir Gün Asla Gelmez) Bu zamanı geceleri veya hafta sonlarını kullanarak yapabilirsiniz. Ama evi ve işi dengelemek oldukça zorlayıcı olabiliyor. Evde çalışmalarınıza ekstra zaman ayırdığınızda, aileniz varsa aranızda gücenmeler, küskünlükler oluşmaya başlayabiliyor. Eğer tek yaşıyorsanız bu biraz daha az etkili oluyor, ama yinede kendi özel hayatınızın zarar görmesine neden olacaktır. Bu yüzden ev ve iş hayatı arasındaki çizgileri çok iyi belirlemeniz ve buna sağdık kalmanız gerekiyor. Ne yazık ki bu tahmin ettiğiniz gibi kolay olmuyor.

4. Ofis dedikoduları yok.

Artı: Zam almak için yalakalık yapmanıza gerek yok. Kendi zammınızı kendiniz yapabilirsiniz. Ofisteki konuşmalara yabancı kalmamak için Kurtlar Vadisi veya Yaprak Dökümü seyretmenize gerek yok. Ama..

Eksi: Bu sebepler sizin rakiplerinizi nasıl öne geçirdiğini göreceksiniz. Müşterilerinizi, üyelerinizi, okuyucularınızı, fırsatları kaybedebilirsiniz, çünkü ilişkileri geliştirmek için yeterince çalışmıyorsunuz. Politika kötüdür veya iyidir diyemeyiz, o öyle bir şeydir.Ama sonuç olarak çalışmaya çok da can atmadığınız insanlarla çalışmak zorundasınız.

5. Limitsiz gelir şansı.

Artı: Şirketteki gibi yükselmek için yıllarca beklemenize gerek yok. İşinizdeki beceri ve kaliteniz sizin gelirinizi belirleyecektir. Sıkı ve akıllıca çalışırsanız gerçekten geliriniz çok yüksek rakamlara ulaşabilir.

Eksi: Bu hiç kolay değil. Akıllıca tasarlanmış bir iş planı yapmanız gerekiyor. Bu planınızı karşınıza her an çıkabilecek zorluklara karşı tekrar uyarlamanız gerekecektir. Bu yüzden çok düzenli, organize ve odaklanmış bir şekilde çalışmalısınız. Başlangıçta bunlar çok zor gelebilir, ayrıca sigorta, emeklilik ve maaş gibi önemli şeylerden yararlanamayacaksınız.

6. Kimse sizi rahatsız etmez.

Artı: Geveze ofis arkadaşlarınız artık sizi rahatsız edemeyecek, verimliliğinizi düşüremeyecek. Her gün yapılan gereksiz toplantılara da katılmak zorunda olmayacaksınız.

Eksi: Gerçektende tek başınıza kalmanız ve rahatsız edilmemeniz oldukça zor. Aileniz veya ev arkadaşınız sürekli sizinle olacaktır. Hafta sonu siz çalışmaya çalışırken onlar evde eğleniyor olabilir veya gece çalışmak istediğinizde rahatsız olup size sinirlenebilirler. Eğer çocuklarınız varsa bunu unutun gitsin, özellikle küçük yaşlarda. Bu gerçekten zorlu bir süreç ve limitlerinizi, sınırlarınızı iyi belirlemeniz gerekiyor.

Eğer tek başınıza yaşıyorsanız bu seferde izolasyon problemi ortaya çıkacaktır. Bu sefer danışmak istediğinizde veya yardım almanız gerektiğinde yanınızda pek kimse bulamayabilirsiniz. Bu tür yardımlaşmaya dayalı ilişkiler kurmanız ve bunları sıcak tutmanız gerekecektir. Kimse tek başına bir ada gibi ayakta duramaz, gerektiğinde takım çalışması ve yardımlaşma yapılmalıdır. İzolasyondaki diğer problem kendi motivasyonunuzu kendiniz sağlamalısınız. Her ne kadar inkâr etsek bile bazen birilerinin bizi zorlamasına ihtiyaç duyarız. Patron olmadan, baskı olmadan bunu kendi kendinize uygulamanız gerekecektir. Evet zorlamalar bazen motivasyon amaçlı kullanılabilir.

7. Bir kaç saat çalışacağım, daha kolay olur.

Artı: Belki gerçekten az çalışarak işlerinizi halledebilirsiniz yada az çalışmakla yetinebilirsiniz. Kendinizi düşük bütçeyle yaşamaya adapte edebilir ve fazla çalışmaya ihtiyaç duymazsınız.

Eksi: Çoğumuz için bir işi başlatma ve sürdürmek, zorlu bir iş ve uzun çalışma saatleri demektir. Tabii ki bu saatler kendi işiniz içindir ve güzel bir şeydir. Fakat zaman da sizin zamanınızdır ve zaman paraya eşittir. Kendi sevdiğiniz işi yapıyorsanız bu harcadığınız zaman size zor gelmeyebilir. Ama günün sonunda, hiçbir ilerleme kaydedemediğinizde yine “acaba doğru yolda mıyım?” sorusunu kendinize soracaksınız. Hiçbir zaman yolunuzdan sapmamalı ve planınıza sağdık kalmalısınız.

8. Daha yaratıcı fikirler.

Artı: İşin başında siz olacaksınız, işinizdeki tüm kararları siz vereceksiniz. Sizin yaratıcılığınız eğlenceli ve vahşi olabilir. Ama yinede birbiriyle çelişen durumlar söz konusu olacaktır.

Eksi: Para kazanabilmek için birilerini memnun etmek zorundasınız. Bu yüzden yaratıcılığınızı sınırlamak zorunda kalabilirsiniz. Çılgınca fikirlerinizi uygulamaya çalışmak müşterileri, yayın evlerini veya üye şirketlerinizi memnun etmeyebilir. Bu yüzden yaratıcılığınızı gelirinizi yükseltecek şekilde kullanmanız ve sınırlamanız gerekiyor.

9. Sevmediğiniz şeyleri satmaya çalışmıyorsunuz.

Artı: Artık satmak zorunda olduğunuz “ayın ürünü” olmayacak. Belki çalıştığınız şirketi az çok seviyorsunuz, ama ürünlerini satmaya çalışma artık sizi çok sıkıyor.. Yaşasın artık bunlarla uğraşma zorunda değilsiniz.

Eksi: İşiniz ne olursa olsun birşeyleri satmak ve pazarlamak zorundasınız. Asıl sizi başarı ve başarısızlık arasındaki çizgide belirleyecek de budur. Kendi inandığınız ve sevdiğiniz şeyleri satmak daha kolaydır. Eğer yaptığınız işi ve ürünleri sevmiyorsanız, halen doğru iş fikrinizi hayata geçirmemişsiniz demektir. Gerçek “satış” insanlara yardımcı olacak şeyleri verebilmektir. Müşterilerinizin ihtiyaçlarını iyi analiz etmeli ve onlara yardımcı olmalısınız, ancak bu ölçüt çerçevesinde satışlarınızı arttırabilirsiniz.

10. Kâbus gibi müşterilere son.

Artı: Eğer müşteri size garip geldiyse, hizmetinizi anlamıyorsa ya da tipini beğenmediyseniz her zaman “güle güle” diyebilirsiniz.

Eksi: Hiç bir zaman bu tür müşterilerden tamamen kurtulamazsınız. Bu yüzden böyle durumlarla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

Tüm Zorlukları Nasıl Aşarsınız

İki kelime, iş planlaması. Tüm bunlarla başa çıkabilmeniz için yapabileceğiniz en iyi şey bir iş planına sahip olmaktır. Eğer sizi finanse edenlerle paylaşmayacaksanız bunun resmi olması gerekmez. Ama ne kadar detaylı bir plan yaparsanız bu size o kadar yarar sağlayacaktır. Bu konu hakkında internette birçok kaynak bulabilirsiniz.

Son Sözler

Bu makale, evden çalışma rüyanızı gerçekleştirmeye çalışırken, sizin şevk ve kendinize güveninizi kırmak için yazılmadı. Fakat gerçeklerle yüz yüze gelmelisiniz, size burada hem iyi hem de kötü yönlerini göstermeye çalıştım. Böylece rüyanızı gerçekleştirmeye çalışırken ne kadar rahat olacağınızı görmeniz daha rahat olacaktır. Evden çalışmak gerçekten harika bir şey, fakat herkes için değil. Her zaman şunu unutmayın, eğer işler kötü giderse bir gün yine eskiye dönüp birilerinin yanında çalışabilirsiniz.

İlginizi çekebilecek yazılar

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 9:31 pm | Yorumlar (26)

27 Ağustos 2007

Harekete Geçmeyi Alışkanlık Haline Getirin

Harekete Geçmeyi Alışkanlık Haline Getirin

Kendi alanlarında başarıya ulaşmış insanlar ortak bir değeri paylaşırlar, onlar işleri hallederler. Bu değere ulaşmak için zekalarını, bağlantılarını, yeteneklerini kullanırlar.

Bu konseptin güzel yanı sonuca ulaşmak için oldukça basit bir yol izlemesidir. Harekete geçme alışkanlığı bunun temelini oluşturur, şimdi harekete geçmenizi ve bunu alışkanlı haline getirmenizi sağlayacak 7 ipucundan bahsedelim.

1. Herşey mükemmel olacak diye beklemeyin. Eğer başlamak için herşeyin mükemmel olmasını beklerseniz, asla başlayamayabilirsiniz. Her zaman hazır olmayan birşeyler olacaktır. Zamanı gelmemiş, pazar oluşmamış veya yapacağınız işte çok rekabet olabilir. Gerçek dünyada başlamak için kusursuz bir zaman yoktur. Harekete geçmeli ve sorunlarla başa çıkmalısınız.

2. İş bitirici olun. Sürekli işleri nasıl yapacağınızı düşünmeyin, onları yapın. İşinizi geliştirecek yeni bir fikriniz mi var? Neden bunu hemen gidip açıklamıyorsunuz. Aklınızda oluşan bir fikir, aklınızda kaldıkça gücünü yitirecektir. Bir kaç gün sonra eski isteğinizi de kaybedeceksiniz. Bir kaç hafta sonra ise tamamen unutmuş olacaksınız. Ama aklınızdakini sürekli harekete dökerseniz, aklınıza çok daha yeni fikirler geleceğini göreceksiniz.

3. Fikirler tek başlarına başarıya ulaşamazlar. Fikirleriniz önemlidir, ama onları gerçekleştirmek daha önemlidir. Gerçekleştirilmiş normal bir fikir, “bir gün” gerçekleştirilmek üzere bekleyen bir düzine mükemmel fikirden daha değerlidir. Eğer gerçekten işe yarayacağını düşündüğünüz bir fikre sahipseniz, bunu gerçekleştirmek için bugün birşeyler yapın. Harekete geçmediğiniz sürece bu fikirle bir yere varamazsınız.

4. Korkularınızı yenmek için hareket enerjinizi kullanın. Kalabalık bir toplulukta konuşma yapacak bir insan için en zor zaman, kendi sırasını beklediği zamandır. En profesyonel insanlar bile bu heyecanı yaşarlar. Konuşmaya başladıkları anda tüm korku ve heyecanları son bulur. Harekete geçmek korkularınızı yenmenin en iyi ilacıdır. Harekete geçmenin en zor yeri, harekete başlamayı beklemektir. Top yuvarlanmaya başladıktan sonra kendinize güveninizi kazanırsınız ve işler daha kolay yürümeye başlar. Korkunuzu yenin ve harekete geçin, kendinize olan güveniniz bunu sağlamlaştıracaktır.

5. Yaratıcılık makinenizi çalıştırın. En büyük yanılgı, yaratıcı bir çalışma yapmak için ilhan gelmesini beklemektir. Eğer yüzünüze ilham yağması için beklerseniz, işlerinizi yaparken çok zaman kaybedersiniz ve belirli bir periyot yakalayamazsınız. Beklemek yerine, yaratıcılık makinenizi siz kendiniz çalıştırın. Eğer bir şey yazmanız gerekiyorsa, kendinizi sıkın ve oturup yazın. Kalem kağıdı alın, düşünün, karalamalar yapın; kalemi hareket ettirdiğiniz anda aklınıza yeni fikirler gelecektir.

6. Anı yaşayın. Şu anda ne yapabileceğinize odaklanın. Geçen hafta ne yapamadıklarınız hakkında kendinizi üzmeyin, yada yarın yapabileceklerinizle. Sizin etkileyebileceğiniz tek zaman, şimdiki zamandır. Eğer sürekli geçmişe veya geleceğe takılırsanız, hiçbir şey yapamadan oturursunuz. Yarın veya sonraki hafta, hiçbir zamana dönüşür.

7. Hemen iş başı yapın. İnsanlar asıl toplantıdan önce aralarında sohbet ederler, küçük tartışmalar yaparlar. Tek başına çalışanlar için de sosyalleşme ihtiyacı nedeniyle, bu durum benzerlik gösterir. Bir işe başlamadan önce email kutunuzu kaç kere kontrol ediyorsunuz, televizyona ne kadar göz atıyorsunuz? Bu gibi durumlar sizin konsantrasyonunuzu bozacaktır, bu yüzden bunları geçip hemen işe koyulmanız gerekir.Her zaman ulaşmanız gereken noktaya doğru ilerleyin, böylece çok daha verimli olacaksınız.

8. Bonus ipucu. Başınızda sizi kontrol eden insanlar varken, onların onayını almadan harekete geçmek cesarat ister. Belkide bu yüzden her yeri patronlarla çevrili insanlar pek nadir girişimci ruhuna sahip olabiliyor. Eğer aklınızda iyi bir fikir varsa, kimseden izin almadan bunu gerçekleştirmeye başlayın. İnsanlar sizin işleri gerçekten halletmeye çalıştığınızı anladıklarında, size katılmak isteyeceklerdir. Sizin patronlarınız bir işi yapmak için kimseden izin almazlar, sizde onlara katılmak istiyorsanız kendi başınıza hareket edebilmeyi öğrenmelisiniz.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 5:00 pm | Yorumlar (5)

19 Ağustos 2007

Hayatınızı Tekrar Yönetmeye Başlayın

Hayatınızı Tekrar Yönetmeye Başlayın

Eğer hayatınızdan nefret ederseniz ne olur? Yada tam olarak nefret etmiyorsunuz, sadece şu anki durumdan hoşnut değilsiniz. Belki de stresli, sıkılmış veya ilgisizsiniz. Yaşamanın amaçsız olduğunu da düşünüyor olabilirsiniz.

Eğer yaşamanın amacını göremiyorsanız, yaşamın amacındaki noktayı tamamen kaçırıyorsunuz. Yaşamın amacı onun tadına varmak, eğlenmektir.

Yaşamın tamamen sana ait, tabi onun yönetimini bırakmak gibi bir hata yapmadıysan. Eğer kendini böyle bir durumun içinde bulduysan, kendini kötü hissetmene gerek yok. Zaman zaman hepimiz böyle hatalar yapabiliriz. Çoğu zaman tüm hayatımızın ve deneyimlerimizin bizim kontrolümüz altında olduğunu unuturuz. Ama gerçek olan, biz seçimlerimizle yaşarız.

Eğer hayatınızın sizin kontrolünüz altında olmadığını düşünüyorsanız, bu sizin kontrolü bırakmayı seçmenizden kaynaklanmaktadır. Hareket halindeki bir makinenin kontrolünü bıraktığınızda, araba giderken direksiyonu bıraktığınızda ne olmasını beklersiniz? Bu hareketin sonuçları kestirilemez. Araba olduğu yerde daireler çizebilir, bir yerde takılıp durabilir veya çarpıp parçalanabilir. Bu bizim hayatımızı kontrol etmediğimizde bizim başımıza gelecek olanları gözler önüne sermiyor mu?

Teslimiyet

Hayatınızın kontrolünü daha büyük bir gücün eline teslim etmek nasıl olur? Bu iyi bir şey değil mi? Bunu nasıl uyguladığınıza bağlı olarak değişir. Eğer her şeyinizi o güce bırakıp, her şeyin yolunda gitmesini bekliyorsanız.. güzel.. Umarım bunu 120km hızla otobanda giderken denemezsiniz. Bu tip bir teslimiyetçilik, bilinçli yaşama tamamen zıt bir durumdur. Bu duygusal değildir. Bu ilahi değildir. Bu sadece aptallıktır.

Duygusal Geri Bildirim

Sizin insani duygularınız, bir geri bildirim mekanizması olarak size hizmet eder. Bu arabanızdaki göstergeler gibi düşünülebilir. Eğer göstergelerde bir şey hatalı gözüküyorsa, yola devam etmeden önce bunu onarmanız gerekir. Bu göstergelerin bozulduğu anlamına gelmez.

Eğer arabayı ağaca çarptıysanız, gazı köklemenize rağmen gitmiyorsa bu arabanın suçumudur? Siz arabanıza bağırır mıydınız, “Aptal araba, arabamdan nefret ediyorum”, çünkü bir ağacın bile üstünden geçemiyor? İnsanlar sizin deli olduğunuzu düşünmez miydi? Ama bu birçoğunun kendi yaşamları için takındıkları bir tavırdır. Bu ağaca takılıp kalmak belki sizin suçunuzdur, belki değildir. Fakat unutmayın ki şoför hala sizsiniz. Arabayı suçlayarak bir yere varamazsınız, sadece durumu daha kötü hale sokarsınız.

Hayatınızdan zevk alamadığınızda bu dinlemeniz gereken bir mesajdır. Kötü hissetmek, sizin duygusal problemleriniz olduğunu göstermez ya da psikolojik olarak çöküntüye uğradığınız anlamına gelmez. Sizin geri bildirim mekanizmanız gayet güzel çalışmakta. Hayatınız iyi gitmiyorsa bunun için kötü hissetmeniz gerekir. Siz sadece mesajı doğru almalı ve doğru şekilde çözmek için harekete geçmelisiniz.

Örneğin, eğer sen kronik olarak her şeye ilgisiz, depresif, sıkılmış veya ağlamaklıysan, belki de duygularının sana vermek istediği mesaj şudur: “Senin hayatın çok boktan!”

Şunu söylemek gerek, şu andaki hayatın senin istediğin bir durumda değil. Şu anda yaşadıklarını yaşamaya devam etmek istemiyorsun.

Bu mesajı çoğu kişi o şekilde veya bu şekilde bir gün alıyor, bu mesaja verilecek tepki ise başlı başına bir problem. Belki de terapiye, haplara veya her şeyden kaçmaya ihtiyacımız olabilir. Bu benzini bittiği için arabanıza kızmak gibidir. Arabanızla yol alırken benzininin bitmesi gerekir. Bu onun doğru bir şekilde çalıştığını gösterir.

Aynı şekilde siz yolunuzu kaybettiğinizde bu tip negatif duygular içinde olmalısınız. Bu sizin duygusal geri bildiriminizin çalıştığı anlamına gelir. Bu olduğunda minnettar olmalısınız, çünkü bu çok değerli bir bilgidir.

Tepkinizi Seçin

Bir kere negatif duygu bildirimleri aldığınızda, bunun için bir şeyler yapmanız gerekir. Bu sizin yapmakta olduğunuz şeyleri değiştirebilmek için, poponuzu kaldırıp hareket etmeniz anlamına geliyor. Eğer uzun bir süredir bu negatif duygular içinde kaldıysanız, uzun süredir bu mesajı görmezden geliyorsunuz demektir. Bu arabanızdaki ikaz lambasını görmezden gelmek gibidir, git gide durum daha da kötüleşir.

Eğer işiniz hakkında kötü düşünüyorsanız, değiştirin. Eğer ilişkinizin kötü gittiğini düşünüyorsanız, değiştirin. Eğer vücudunuzun görüntüsünü beğenmiyorsanız değiştirin. Eğer finansal olarak kötü durumdaysanız, bunu değiştirin.

Ben değiştirmenin kolay olacağını söylemiyorum. Ama bir şeyleri değiştirmek tamamen sizin elinizdedir ve bu oturup kendinize acımaktan çok daha kolaydır. Harekete geçmeyi düşünüp hareket etmemek, hareket etmekten daha zordur. Eğer negatif duygulara takılıp kaldıysanız, aslında gereksiz bir şekilde zor olanı yapıyorsunuz. Sizin için en zor olan seçeneği uyguluyorsunuz. Poponuzu kaldırıp bir şeyler yapmak çok daha kolaydır.

Bir gecede her şeyi düzeltemeyebilirsiniz, ama harekete geçmiş olmak bile kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. İstediğiniz değişiklikleri yapma yolunda ilerledikçe, kendinizi tekrar mutlu hissetmeye başlayacaksınız.

Eğer çok uzun zamandır kendinizi kötü hissediyorsanız, bunun nedeni çok uzun süredir istemediğiniz hayatı yaşıyor olmanın verdiği acıdır. Eğer şu anda bulunduğunuz durumu beğenmiyorsanız, terk edin. İstemediğinizi biliyorsunuz, neden katlanıyorsunuz..

Kendinizi kandırmaktan vazgeçin. Değişmek için güçsüz değilsiniz. Aklınızın içinde yapmanız gerekenden çok daha karmaşık çıkış yolları düşünüyor olabilirsiniz. Bir çok içinden çıkılamaz gibi görünen durum, aslında harekete geçtikten hemen sonra ne kadar basite indirgenebildiği görülebilir. Bir kaç örnek verelim;

Eğer işinizden nefret ediyorsanız, patrona gidin ve şunu deyin, “Bu işi sevmiyorum, bu yüzden istifa ediyorum.”

Eğer ilişkiniz sizi mutsuz ediyorsa, partnerinizin karşısına geçin ve şunu deyin. “Bu ilişki benim açımdan yürümüyor, ayrılmak istiyorum.”

Eğer vücudunuzun görüntüsünden hoşlanmıyorsanız, onun neden bu hale geldiğini de biliyorsunuz. Mutfağa gidin ve sürekli yediğiniz, sizi kötü bir şekle sokan her şeyi çöpe atın. Markete gidip çok daha yararlı şeylerle bunların yerlerini doldurun.

Eğer finansal olarak kötü durumdaysanız, şu andaki gelirinizi düşünün ve bunu nasıl %50 arttırabileceğinizi düşünün. Bunun için ne üretmeniz, ne yapmanız gerektiğini bilen birilerine danışın.. Patronunuza gidip kazanmak istediğiniz parayı kazanabilmek için ne yapmanız gerektiğini sorun. Eğer bunun imkânsız olduğunu söylüyorsa, bu işi değiştirmeniz gerektiğini biliyorsunuz.

Bir çıkış yolu bulmak, basit kararlar almak ve bunları harekete dökmekle ilgilidir, her zaman istemediklerinizden uzaklaşıp istediklerinize yönelmektir. Eğer ne istediğinizi tam olarak bilmiyorsanız, olayları çözene kadar bir süre sadece istemediklerinizden uzaklaşın.

Ne kadar kötü durumda olduğunuzu düşünseniz de, çaresiz değilsiniz. Bu hale düşmenizde sizin büyük rolünüz olabilir veya birilerini suçluyor olabilirsiniz. Ama geçmiş geçmişte kaldı, hatalarınız için kendinizi harap etmenize gerek yok. Bir daha ki sefere daha bilinçli olacağınızı düşünün ve ileriye bakın.

Kendi gücünüzle karar verme yeteneklerinizi kullanın. Eğer hayatınız çekilmez bir haldeyse, duygularınız bunu size her gün söylüyorsa, geçmişte verdiğiniz kararları vermekten vazgeçin, çünkü işe yaramadıkları ortada. Şimdi farklı kararlar vermenin ve onları yapmanın zamanıdır.

Eğer sizin durumunuz için doğru olanı tam seçemiyorsanız, sadece şu anda yapmakta olduğunuz şeylerden farklı olanları yapın. Nasıl olsa onların işe yaramadığını biliyorsunuz. Yeni verdiğiniz kararlar daha iyi sonuç verebilir yada vermeyebilir. Her iki durumda da duygularınız size bunu bildirecek, böylece doğru yola girmenize yardımcı olacaklar. Yapacağınız her şey, hiçbir şey yapmamaktan daha iyi sonuç doğuracaktır.

Mutluluğu Seçin

Doğru gitmediğini düşündüğünüz bir hayatı yaşama devam etmeyin, değiştirin. Eğer gerekiyorsa radikal değişiklikler yapın. Sizin kötü hissetmenizi sağlayan herkesi çevrenizden uzaklaştırın. Sizi mutsuz eden şeyleri bırakın. Hayatınızı yeniden başlatın. Eğer çevrenizdekiler bundan hoşnut olmazsa, onlara biraz bağırın, üstesinden geleceklerdir.

Siz istediğiniz bir hayatı yaşamak için buradasınız, istemediğiniz bir hayatı sürdürmek için değil. Sizin bu durumdan çıkmanız için ihtiyacınız olan harekete geçmek için karar verme gücünüzün olmasıdır. Bu gücünüzü bilinçli olarak sınayın.

Hala ne yapacağınızı bilmiyorsanız, kendinize şu soruyu sorun: “Benim durumumda mutlu bir insan ne yapardı?” Eğer mutlu bir insanın yaptığı şekilde sorunun üstesinden gelebilirseniz, sizin hayatınızda mutlu olabileceğiniz bir yola girer. Eğer hiç bir şey düşünemiyorsanız gidip internette bir forumda duygularınızı ve durumunuzu anlatabilir. Sizin göremediğiniz basit detayları insanların size göstermesini deneyebilirsiniz. Birçok insan başkalarının da fikirlerini duymaya ihtiyaç duyabilir, mutluluğa ulaşabilmek için yardım almaktan çekinmeyin.

Asla Vazgeçme

Ben “Hayatım çok boktan” durumlarına çok yabancı değilim. Yataktan öğleden sonra kalkıp, saatlerce bilgisayarda oyun oynayıp, gece arkadaşlarla içmeye gittikten sonra, hayatımın neden bu kadar kötü olduğunu düşündüğüm yürüyüşler yaptığım günleri çok iyi hatırlıyorum. Bazen günlerce aynı şeyi tekrar ve tekrar yapıyorum ve hayatımı bu durumdan çıkarmak için bir şey yapmıyorum. Bu periyotlar hayatınızı tamamen bulanık gördüğünüz anlardan oluşabiliyor.

Sonunda bunu yeterince tekrarladım ve kırılma noktasına geldim. Bunu değiştirmeye karar verdim. Bu hayatın gidişatına karar verenin ben olduğumu anladım ve bunu değiştirmek için tüm gücümü kullandım. Halen gelmek istediğim yere gelememiş olmama rağmen, ne istediğimi biliyorum ve onun için yolumda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyorum. Bu değişim ne kolay, nede hızlı oldu. Yeni yoluma doğru ilerlemeye başladığımdan beri kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Bana bir destek sağlamayan arkadaşlarımla görüşmeyi kestim, içkiyi azalttım, yeni bir çalışma alanı oluşturdum, paramı kontrol altına aldım ve bazı eski pozitif arkadaşlarımla yeniden görüşmeye başladım. Sayısız değişikliği hızlı kararlar vererek gerçekleştirdim. Neyin daha iyi olacağını çözemediğim durumlarda sadece olandan farklı bir yol izlemeyi denedim ve işe yaradı.

Eğer zorlu bir dönemden geçiyorsanız, bunu anlarım. Bunu daha önce o yollardan geçmiş biri olarak söyleyebilirim. Elbette sizin durumunuz benimkinden çok daha farklı sebeplerle ortaya çıkmış olabilir veya benden çok daha kötü durumda olabilirsiniz, bunu sonra tartışabiliriz. Fakat hayatın ne kadar anlamsız geldiğini nasıl hissettiğinizi tahmin edebilirim. Her sabah kalkıp bugünü geçirebilecek değişik bir şey bulmayı, asıl sorunlardan uzaklaştıracak uğraşlar edinmeyi, ileride ne yapacağımı düşünmemek için yeni bir filmle veya bir oyunla zihnimi dağıtmayı iyi bilirim.

Ayrıca şu anda şunu da biliyorum ki tek çözüm, uyanıp kendinize ne yaptığınızı görmektir. Hayatınızın yöneticisi sizsiniz, bunun farkına varın, aileniz değil, patronunuz değil, eşiniz değil, hükümet değil, toplum değil. Kimse sizi kurtarmaya gelmeyecek, siz tek başınızasınız. Eğer hayatınızın kötü gidiyorsa, bunu değiştirmek tamamen sizin elinizde.

Biz insanlar çok çabuk vazgeçebiliriz. En kötü durumda bile, kendimizi düştüğümüz çukurdan çıkarabilecek olan içimizdeki gücü kullanmalıyız. Tamamen umutsuz bir hayata sahip olabilmenin tek yolu, umudu kaybetmeye karar vermektir. Siz içinde bulunduğunuz duruma katlanmayı bıraktığınız anda, hayatınız iyi bir yönde gelişmeye başlamış demektir. Sizin düşünceleriniz ve hareketleriniz, gerçek hayatınızı belirleyen temel gücü oluşturur.

Hayatınız boyunca mimar, artist ve mühendis sizsiniz. Kendinizi şekillendirmek için yeteneklerinizi sonuna kadar kullanın. Nasıl zevk alıyorsanız o şekilde kullanamaya devam edin. Ve asla vazgeçmeyin.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 11:51 pm | Yorumlar (8)

11 Ağustos 2007

Her Gün Daha Verimli Çalışabilmek İçin 10 İpucu

Her Gün Daha Verimli Çalışabilmek İçin 10 İpucu

Hiç bugünü, bu haftayı ya da bu ayı nasıl geçirdiğinizi düşünüyor musunuz? Gününüzün hiç bir amaca ulaşmadan, hızlıca geçip gittiğini fark ediyor musunuz?

Hepimizin böyle günleri vardır elbette, ama her günün bu şekilde olması gerekmiyor. Gününüzü nasıl daha verimli ve daha iyi bir şekilde geçireceğinizi öğrenmelisiniz. Bunun için size bir kaç ipucu vereceğim, bunları adım adım uygulamanız gerekmiyor, aralarından hoşunuza gidenleri seçip deneyerek öğrenmelisiniz.

1. Günün amacını belirleyin. Bu benim en önemli kuralım. Her güne başlarken üç şeyi listelerim, en çok yapmak istediklerim, kesin yapmam gerekenler ve bunları nasıl yapacağım. Örneğin bu yazıyı yazmak benim bugün yapmak istediklerim arasındaydı..

2. İyi bir başlangıç yapın. Size güne zinde başlamanızı sağlayacak bir program bulmalısınız. Herkesin sabah yaptıkları farklıdır, bu yüzden kendinize uyanı sizin seçmeniz gerekiyor. Ama kesinlikle bunu tasarlamalısınız. Daha sonra bunu bir rutin haline getirmelisiniz. Bunlar egzersiz yapmak, sağlam bir kahvaltı yapmak, güneşin doğuşunu seyretmek, meditasyon yapmak veya önemli bir işi hemen halletmek olabilir.

3. Hedeflerinize odaklanın. Sabah yapılması gereken önemli işlerden biri, asıl hedefinize odaklanmaktır. Bugünkü hedefinizden bahsetmiyor, bu yılki hedefinizden bahsediyorum. İnsanların yaptığı en büyük hata bir çok hedeflerinin olmasıdır, bu yüzden de herhangi birine tam odaklanamamaktadırlar. Farkına vardım ki eğer tek bir hedef için çalışırsanız çok daha kısa sürede ve efektif bir şekilde yapabiliyorsunuz. Böylece sırayla diğerlerini de gerçekleştirebiliyorsunuz. İnsanların yaptığı bir diğer hata ise bu hedeflerine her gün düzenli olarak odaklanmamalarıdır. Uzun vadedeki hedeflerinizi düşünebilmek ve bunlar için çalışabilmek için gününüz içerisinde mutlaka zaman ayırın. Mümkünse bu çalışmanızı günün en başında yapın, böylece güne daha iyi başlamış olacaksınız.

4. Kendinizle bir randevu ayarlayın. Çoğumuz biriyle randevumuz varsa o saatler içerisinde başka bir işin araya girmesine izin vermeyiz. Bu daha önceden ayarlanmış vakit başka şeylerle bölünmez. Güzel, şimdi bunu kendiniz için yapın. Kendiniz için bir zaman ayırın, mümkünse sabah olsun (işler iyice çılgına dönmeden) böylece listenizdeki en önemli şeyleri yapabileceksiniz. Kendinize ayırdığınız bu zamanı başka şeylerin doldurmasına izin vermeyin.

5. Araya başka işleri sokmayın. Eğer işi yapmanız gerekiyorsa, emaillerinizi kontrol etmeyin, telefona bakmayın ve diğerlerinin sizin bulunduğunuz yere direk girmelerini engelleyin. Bunu kendinizle olan randevunuz süresince uygulayın, tabi işlerinizi yapmak istediğiniz her zaman bunu tekrarlayabilirsiniz.

6. Kendi zamanınızı bulun. Benim prime-time sabahları oluyor, yorulmaya başladıkça gün içerisinde konsantre olmak zorlaşıyor. Bu yüzden kendi zamanımı sabah kullanıyorum ve bir çok yapmam gerekeni sabah hallediyorum. Sizde kendinize en verimli olacak zamanı seçin ve kullanın.

7. Toplantılar ve aramalar için zaman ayırın. Telefon tamamen konsantrasyon dağılmasına sebep olur. Kendinize ayırdığınız zamanın dışında bir zaman ayırın. Yaklaşık 30 dakika sanırım telefon konuşması için yeterli olacaktır, diğer insanlarla buluşmak içinde gün içerisine bir zaman ayarlayın. Bu şekilde normalden daha verimli bir şekilde işlerinizi halledeceksiniz, üstelik insanlar sizin ne zaman rahatsız edilmek isteyim istemediğinizi anlayacaklar.

8. Önemli olanı aklınızda tutun. Acelemiz olduğunda elimize gelen her işi hemen halletmek isteriz. Önümüze gelen her işi bitirmek için uğraşırız, fakat günümüzü böyle harcamak yanlıştır. Burada yapılacak en iyi şey belirlediğiniz hedefleri ve bunları gerçekleştirmek için yapacaklarınızı aklınızdan çıkarmamanızdır. Aynı şekilde önemsiz olanları da aklınızdan atmalısınız. Tabi ki her şeyi hemen bitiremiyor olabilirsiniz, ama yinede verimli bir şekilde işlerinizi hallediyor olacaksınız.

9. Sağlam bir kapanış yapın. Dükkanı kapatmadan önce yine kısa bir rutin oluşturun. Masanızı toparlayın, e-mailleri temizleyin ve ertesi gün neler yapmak istediklerinizi düşünün. Bu bir günü kapatmak için en iyi yöntemdir, ertesi sabah kalktığınızda temiz bir başlangıç yapabilirsiniz.

10. Bugün hakkında yorum yazın. Her günün sonunda geriye doğru bir adım atın ve bugün neler yaptığınız kontrol edin. Nelerin yanlış gittiğini, nelerin hemen hallolduğunu ve nelerde gelişme kaydettiğinizi gözden geçirin. Hiçbir gün kusursuz değildir, ama biz hatalarımızdan ders alan akıllı insanlar olduğumuzdan bir sonraki günü daha iyi geçirebiliriz. Bu deneyimlerin, hataların ve başarıların size en verimli şekilde hizmet etmesi için bir günlük yazmak mantıklı bir seçimdir. Günün sonunda elde ettiklerinizi yazarak ileride kendi deneyimlerinizden tekrar tekrar yararlanabilirsiniz.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 4:35 am | Yorumlar (8)

1 Ağustos 2007

Özel İşlerinizi Pazarlamak İçin Yapmanız Gerekenler

Kendini Pazarlamak

Benim gibi yazarlar, programcılar, grafik tasarımcıları ve diğer kendi işini tek başına yapabilenler için, bu işlerin pazarlama ve satış durumu her zaman kolay olmuyor.

Aslında pazarlama bizim işimizin önemli bir parçası, hayatta kalabilmek için de bunu iyice öğrenmek ve uygulamakta fayda var.

Şansımız var ki pazarlama kuralları o kadar da zor değil, tabi ki kimsenin pazarlamacı olmasına gerek yok. Çalışmalarımızdan ekmek yiyebilmemiz için biraz ucundan başlamak, bu yönde de kendimizi geliştirmekte fayda var.

1.Blog yazmak. Bu benim favorim kesinlikle. Ama bir blog açıp, bugün hangi bitki çayını denediğinizi yazmak işiniz için yeterli olmayacaktır. Her gün gerçekten faydalı olacağını düşündüğünüz bir yazı yazmak için efor harcayın. Eğer bunu yaparsanız, bir şekilde bir okuyucu kitlesine sahip olursunuz. Diğer sitelerden size yazı teklifleri gelebilir. Büyük ve küçük sitelerde sizin yazılarınız tavsiye edilmeye başlar, işte dostlar bundan sonra isminiz duyulmaya başlar (Bknz. Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım). Kesinlikle “hakkımda” sayfanızda sizin gerçek bilgileriniz olmasına dikkat edin, ne yaptığınızı, size nasıl ulaşacaklarını belirtin.

2.Arkadaşlarınıza mail atın. Kendi başınıza çalışmaya başladığınızda, arkadaşlarınıza, ailenize, tanıdığınız herkese kendi hakkınızda mail atın. Onlara hangi işi yaptığınızı ve nasıl çalıştığınızı anlatın. Spesifik olarak yazılarınızı, broşürlerinizi, web sitenizi, reklam tasarımlarınızı, düğünlerde çektiğiniz fotoğraflarınızı ne yapıyorsanız onu anlatın. İnsanlar sizin ne yaptığınızı az çok biliyor olabilirler, fakat onlara spesifik detaylar verirseniz onlar bunu daha iyi anlar ve bu tip servislere ihtiyaç olduğunda size dönebilirler. Çevresi geniş olanlardan özellikle size referans olmalarını isteyin, unutmayın arkadaşlarınız en iyi satışı yapmanız için en çok yardımcı olanlardır.

3. Yayıncılara mail atın. Kitapların ve dergilerin iletişim adreslerine bakınmak için biraz zaman ayırın. Verdiğiniz servise göre editöre veya reklam direktörüne mail atın. Bir fikir sunun ve tek seferlik iş yapmaya çalışın. Eğer başarılı olursanız, düşük ücretleri dert etmeyin ve kabul edin (bunun karşılığında sitenizin adresini yayınlatın). Bu ücretsiz bir reklamdır. Ayrıca beğenilirse bu sürekli işiniz haline bile gelebilir.

4. Misafir yazarlık. Eğer kendi bloğunuzu açmaya karar vediyseniz, ilk başlarda fazla kişinin sizin sitenizi bilmemesi biraz sinir bozucu olabilir. Kendinize güvenin ve diğer okuru bol bloglardan birine güzel bir yazıyı ücretsiz olarak yazın ve sitenize referans verin. Tüm bloglar buna sıcak bakmıyor, fakat güzel bir yazıyı kabul edecek bir sürü site var. Büyük bir sitede yazılarınız yayınlandıktan sonra, diğer küçük sitelerde bunlardan bahsederler. Böylece amacınıza ulaşmış, bir çok sitede kendinizi tanıtmış olursunuz. Bundan sonra sizin sitenize ve sattığınız servislere olan talep artacaktır. Diğer bloglara yazarken, en iyi işinizi çıkardığınızdan emin olun, çünkü burada kendi becerilerinizi pazarlıyorsunuz.

5. Yardımlaşın. Diğer blog yazarlarıyla yada işinizle alakalı diğer insanlarla ortak bir şekilde yapılacak projeler üzerine araştırma yapın. Grupta herkesin tek başına yapabileceğinden çok daha kapsamlı ve ses getiren işler çıkarılabilir. Sizde grupta olduğunuza göre bu sizin referansınızdır ve kendi işlerinizi pazarlarken çalışmalarınız en önemli kozlarınızdır. Hem kendinizi geliştirmiş, hemde farklı kitlelere başarılı bir şekilde ulaşmış olursunuz.

6. Diğer özel çalışanlarla partner olun. Örneğin siz bir yazarsınız ve tasarımcı biriyle ortak çalışabilirsiniz. Çoğu durumda bir iş bir çok servisi kullanmayı gerektirir, normalde tek başınıza alamayacağınız işleri partneriniz sayesinde alabilirsiniz. Tasarımcı partnerinize de bir yazarlık işi geldiğinde size bildirecek böylece bu işleride kaçırmamış olacaksınız. Bu partner ilişkisi bir çok servis için başarılı bir şekilde uygulanabilir.

7. Öğretin. Deneyimlerinizi başkalarına aktarabilecek fırsatlar yaratın. Bunu bir toplantıda, okulda, çalışma ortamında istediğiniz her yerde yapabilirsiniz. Bunun amacı siz diğerlerine deneyimlerinizi ve becerilerinizi anlatırken, kendinizi de anlatırsınız. Bu şekilde verdiğiniz servisler daha iyi anlaşılır ve daha profesyonel olursunuz. Ayrıca ilerde bu eğitimlerden para kazanabilirsiniz.

8. Organizasyonlara katılın. Sizin alanınızdaki çalışanların içinde bulunduğu bir organizasyon yok mu? Çoğu alanda bunlar birden fazladır. Bunları araştırın, katılın ve size yararlarını test edin. Bu tip organizasyonlar size bir çok yeni müşteri sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Onlarla her türlü bağlantıya geçin, kartınızı verin, düzenli mail atın.

9. Sizi konuşsunlar. En iyi pazarlama taktiklerinden biri insanların sizin hakkınızda konuşması ve yazmasıdır. Bunu nasıl yapacaksınız? Bir etkinlik düzenleyin, bir açılış, bir akşam yemeği veya yeni bir trend başlatın, farklılık yaratacak şeyler bulun. Daha sonra bunu farklı yerlerde yayınlayın, daha çok insanın böyle şeyleri duyması sizin daha çok konuşulmanızı sağlar.

10. Potansiyel müşterilerle yakın temas kurun. Sizin servisinize ihtiyaç duyabilecek herkesi düşünün; Yayıncılar, şirketler, kişiler, esnaf, hayır kurumları, devlet kurumları.. Daha sonra bunların her birine spesifik olarak hazırlanmış yazıları mail/fax veya direk telefonda konuşarak ulaştırın. Onlara nasıl yardım edebileceğinizi anlatan bir fikirle ortaya çıkın. Onlara ne kadar yardımcı olur, işinizi iyi yaparsanız diğer işleri almanız o kadar kolay olur.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 12:21 pm | Yorum Yok :(

4 Temmuz 2007

Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım

Blog-Para

 

İlk blog kelimesi ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum, üniversitedeydim sanırım. İnsanlara bahsetmeye çalışmış sonra da kimse ilgilenmeyince vazgeçmiştim. Bu zaman aralığında çeşitli bloglar açtım, bugünlerde Türkçe olarak sadece bu blogda yazmaya çalışıyorum. Bloglardan olduça güzel paralar kazanıyorum, en güzel yanıda bunları oluşturmak için hiçbir ek masrafa girmedim. Populer olması içinde tonla para döküp reklam almadım. Bunları nasıl yaptığımı öğrenmek istiyorsanız yazının devamını okumanızı öneririm.Bu makale biraz uzun olacak kusura bakmayın, ama umarım size yararı dokunacaktır. Eğer şu anda okuyacak vaktiniz yoksa kaydedip veya yazdırıp boş bir vaktinizde okumanızı öneririm.

Gerçekten blog yazarak para kazanmak istiyormusunuz?

Bazıları bu konuda daha farklı düşünüyor, Türkçe’de “günlük” dediğimiz blogları bir para kazanma kapısı olarak görmenin yanlış olduğunu savunan bir kesim var. Sizde bloglara reklam almanın “günah, yanlış, etik dışı” olduğunu düşünüyorsanız, o zaman blogunuza reklam koymayın derim.

Eğer blog yazarak para kazanmanın doğru mu, yoksa yanlış mı olduğunu hala düşünüyorsanız, öncelikle oturup buna bir karar vermeniz gerekiyor. Blogunuzdan para kazanmak zaten size bir takım işler yükleyecektir, birde bunların arasında etik mi, değil mi diyerek kafanızı karıştırmanın bir yararı olmaz. Eğer blogunuz insanlar için bir değer üretiyorsa, siz bunun için para kazanmayı hak etmişsiniz demektir.

Blogunuzdan para kazanmaya karar verdiyseniz, bunun için utanmanıza gerek yok. Eğer reklam koyacaksanız, gerçekten biraz reklam koymalısınız. Sadece köşeye küçük bir kutucuk koymak yeterli olmaz. Eğer blogunuz yardımıyla ürün satışı yapacaksanız, gerçekten ürün satışı yapmalısınız. Sitenizle ilgili en iyi ürünleri bulmalı ve ziyaretçilerinize neden almaları gerektiğini söylemelisiniz. Bunları yapmaya karar vermelisiniz ve bu kararları sonuna kadar uygulamalısınız. En iyi karar, kararsızlıktan iyidir.

Eğer şimdiye kadar reklamsız bir blog yazdıysanız, bundan sonra reklam koymanız bazı okuyucularınızın hoşuna gitmeyebilir. Ama bunu dert etmemelisiniz, bende ilk reklam koyduğumda bazı şikayetler oldu. Fakat bu şikayetler genel okuyucu kitlesine göre çok düşük bir yüzde idi, geri kalanıda oldukça destekleyici mesajlar attılar. Bir süre sonra bunlar unutuluyor ve siz para kazanmaya başlıyorsunuz. İlk başlangıçta oldukça düşük olabiliyor, ama bir süre sonra bir ayda ilk $100 kazandığınızda hazzınız büyük oluyor. Adsense benim sitelerimde en çok kullandığım reklam şeklidir, ama tabiki sadece adsense kullanmıyorum.

İnternetten kayda değer bir para kazanabilir miyim?

Evet, kesinlikle. İlk etaptaki hedefiniz, bir ay içinde asgari bir ücret kadar para kazanmak olmalıdır, üstelik bunu evinizin sıcak ortamında çalışarak yapacaksınız. Eğer şu anda çalışmakta olduğunuz bir işiniz varsa, bu işi yarı-zamanlı yapılan bir iş olarak görebilirsiniz, bu şekilde hedeflerinize ulaşmanız biraz daha zaman alabilir tabiki. Ben her zaman bu işi tam-zamanlı olarak yaptım.

Bunu herkes yapabilir mi?

Hayır, yapamaz. Açıkça söylemek gerekirse para kazanacağım diye blog açanların %99′u bu hayallerini gerçekleştiremiyor. Bu sitenin sloganı “akıllı insanlar için gelişim”, bildiğiniz üzere bu dünyada akıllı insanlar oldukça azınlıkta. Dolayısıyla herkes bu şekilde hayatını kazanamaz, ama şunu belirtmeliyim ki akıllı insanların çoğu bunu yapabilir, blog yazarak para kazanabilir. Siz kendinizin akıllı olup olmadığınızı nasıl anlayacaksınız? Kural şu: eğer kendi kendinize bu soruyu soruyorsanız, siz değilsiniz.

Bu %99′luk oran sizi şaşırtmasın, düşük maliyetli başlanabilen her işte olduğu gibi (aktörlük, müzikyenlik, sporculuk vb.) blog yazma işinde de sadece %1′lik kısım yüksek paralar kazanabilir. Bugünlerde mail adresi alabilen herkes, bir blog açabilir. Anahtar akıldır ve blog yazarken bu anahtara ihtiyacınız var. Ama bu sadece kapıyı açıyor, önemli olan burada bu aklını belirli bir yönde nasıl kullanacağını öğrenmek. Bunun içinde internetten biraz çakmanız gerekiyor. Eğer internetten anlıyorsanız veya öğrenebilirim diyorsanız, blogunuzdan geçinmenizi sağlayacak kadar para kazanabilirsiniz demektir.

İnternetten çakmak

İnternetten çakmak da ne demek? Bir programcı olmanıza gerek yok, ama azda olsa internet teknolojilerinden haberdar olmanız gerekiyor. Blog dünyasına girecekseniz, öncelikle bazı anahtar kavramları bilmeniz gerekiyor, çünkü bunlar sayesinde para kazancaksınız. Bir kaç örnek vermek gerekirse; Blog yazılımı, blog yorumları, HTML sayfası, RSS okuyucusu, arama motorları, reklam programları, içerik tabanlı reklamcılık, email vb.

Eğer bu kavramlar hakkında hiçbir fikriniz yoksa, şimdilik normal işinizden ayrılmamanızı öneririm. Hala başarılı bir şekilde blog yazabilirsiniz, fakat tüm bunları bilen ve kullanan birine göre çok dezavantajlı durumdasınız. O yüzden kendinizi biraz geliştirmeden, kısa sürede büyük hayallere kapılmayın. Bu işleri sizin için ayarlayacak birini bulsanız bile, olayı biraz öğrenmeniz çok işinize yarayacaktır. Stratejik kararlarınıza güvenebilmeniz gerekiyor, ama eğer silahın ne olduğunu bilmeyen bir komutansanız bunu yapmanız mümkün olmaz.

Eğer beklentileriniz ölçüde iyi kazanmak istiyorsanız, farklı kanalları aynı anda kullanabilmelisiniz. Örneğin bu sitenin sloganı veya bu yazının başlığını atarken bile değişik açılardan bakabilmelisiniz. Öyle bir başlık olmalı ki, insanlar için çekici olsun, google için kolay olsun, içerik bazlı reklamlar içinde bir kategori oluştursun. En önemlisi ise yazdığım yazılar insanlara birşeyler katsın. Ben yazılarımı yazarken bunları hesaba katıyorum. Bunun gibi anlamanız ve kullanmanız gereken bir çok teknik var, bunları kullanmaktaki kararlılığınız sizin banka hesaplarıza yaptığınız yatırım olarak görülebilir. Burada bilginize yatırım yapmalısınız ve bu teknolojileri en kısa zamanda öğrenmelisiniz.

İşte %99 ve %1′in birbirinden ayrıldığı yer burası, bilgi. İki grupta çok çalışıyor olabilir, ama sadece %1′lik kısım eforunun karşılığını tam olarak alacaktır. Bir yazıya başlık atmak benim için 60 saniyeden fazla olmaz, fakat bu 60 saniye için deneyim sahibiyim. Sizde bu fikirleri düzenli olarak uygulamak için biraz öğrenmeniz gerekiyor.

Birşey hakkında detaylı bilgi almak istiyorsanız hemen Google‘a bir göz atın, basit olarak olayı anlayıncaya kadar bir kaç siteyi gezin. Bu teknikler hakkında uzman olmanız gerekmiyor, fakat basit olarak öğrenmeniz bir çok şeyi kolaylaştıracaktır. Arabayı sürebilmeniz bizim için yeterli, kaputun altındakilerle bırakın servisiniz ilgilensin. Ben bir programcı olmama rağmen bir çok web teknolojisinin nasıl çalıştığını tam olarak bilmiyorum, çok da umrumda değil. Buna rağmen onları kullanıp sonuç üretebiliyorum.

Değişime ayak uydurmak

En büyük riskiniz büyük hatalar yapmak değildir. En büyük risk fırsatları kaçırmaktır. Bunun için bir girişimci gibi düşünmelisiniz, bir eleman gibi değil. Kaybetme riski için kendinizi çok zorlamayın, fırsatları kaçırma riski çok daha yüksektir. Blog yazmak çok ucuzdur, dolayısıyla finansal bir riskiniz yok denecek kadar az. Burada en çok dikkat etmeniz gereken şey, size kolayca çok para kazandırabilecek fırsatları kaçırmanızdır. Bunun için kendinize fırsatları yakalayan bir anten yapmanızı öneririm, bunun için tabiki internet bizim yine yanımızda olacaktır.

Blog dünyasında hergün yeni değişiklikler olabiliyor, bu değişikliklerde yeni fırsatlar doğuruyor. Bazıları bu fırsatlar kaybolmadan hemen yararlabiliyorlar, bunların arasında neden siz olmayasınız? Eğer yeni çıkan bir şeyi denemekte çekingenlik yapıyorsanız, basitçe söylemek gerekirse treni kaçırmaya devam ediyorsunuz demektir. Fırsatlar kısa süreli olarak doğarlar, siz bunları kaçırırsanız ve kazabileceğiniz parayı kazanamadığınızdan zarara girersiniz. Ayrıca sitenize daha çok ziyaretçi, daha büyük bir okuyucu kitlesi ve daha fazla kişiye yardım etme şanslarından da olursunuz.

İnternet çok hızlı gelişiyor ve buna ayak uydurabilmek çok zor, fakat bir yerlerden başlamak gerekiyor. Her hafta yeni birşey öğreniyorum, yeni fikirler ediniyorum. Ama benim bile aklım bazen karışabiliyor, dolayısıyla sizinki de karışıyorsa bu oldukça normal. Eğer kafanız karışmıyorsa, yeterince istekli takip etmeye çalışmıyorsunuz demektir. Üniversiteli bir gencin yeni bir fikir üretip bir milyon dolar kazanması sizde kıskançlığa yol açmamalı, aksine bundan ilham almalısınız.

Sizin para kazanma stratejiniz ne olacak ?

Kimseyi yargılamak bana düşmez, ama bazıları blog hazırlarken oldukça kötü şekilde yapabiliyorlar bunu. Herşeyi bir düzen olmadan bir araya koyup, sonrada para kazanmayı bekliyorlar. Herşeyin bir düzeni olmalıdır, “nişan al - hazır - ateş!” döngüsü kullanılmalıdır. “hazır - ateş - ateş - ateş” sadece kargaşa yaratır.

Hiçbir stratejiniz yoksa başarılı olmuş blogların stratejilerini uygulayın, fakat asla başkalarının yazılarını kopyalamayın. Bu hem size bir katkı sağlamayacak, hemde gelişmenizi engelleyecektir.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 11:00 am | Yorumlar (18)

3 Temmuz 2007

Asla İşe Girmemeniz İçin 10 Neden

10-Neden

 

Bana ilginç gelen taraf şu, insanlar belirli bir yaşa geldiklerinde, okulu bitirdiklerinde hemen gidip iş bulmaları gerektiğini düşünüyorlar. Ama toplu halde yapılan birçok davranışta olduğu gibi, burada da herkesin yapıyor olması bunun iyi bir fikir olduğu anlamına gelmez. Aslında, eğer siz makul bir seviyede akıllı iseniz, bir işe girip çalışmak kendi yeteneklerinizi geliştirmek ve desteklemek açısından yapılacak en kötü hareketlerden biridir. Kendi yaşamınızı sürdürebilmeniz için daha birçok yol varken, sözleşmeli kölelik yapmak sizin için doğru tercih olmayabilir.Buyurun size bir işe girmekten var gücünüzle kaçınmanız gerektiğini gösteren birkaç sebep;

1. Amatörler için gelir kaynağı.

Bir işe girmek ve zamanınızı parayla değiş-tokuş yapmak akıllıca bir fikir olarak gelebilir. Bununla ilgili yalnızca tek bir sorun var. Aptalca! Bir gelir elde etmek için ortaya atılmış en aptalca fikir. Bu gerçekten sadece amatör insanların yapacağı türden bir şey.

Bir işe girmek neden aptalca? Çünkü sadece çalıştığınız zaman para kazanabilirsiniz. Burada bir problem gözünüze çarpmıyor mu, yada sizin beyninizi sadece çalıştığız zaman para alabilirsiniz diye yıkadılar mı? Hiç düşünmediniz mi, çalışmadığınız zamanda para kazanmak daha akıllıca olmaz mıydı? Kim demiş sadece çalıştığın sürece para kazanabilirsin diye.. Diğer beyni yıkanmış çalışanlar mı yoksa?

Hiç düşünmediniz mi, siz uyurken, yemek yerken, çocuklarla oynarken de para kazansaydınız daha iyi bir hayatınız olmaz mıydı? Neden 7/24 bir gelir kaynağınız olmasın? Çalışsanız da çalışmasanız da paranızı alın. Çiçeklerinizin başında beklemeseniz de onlar büyümeye devam etmiyor mu? Bu neden sizin banka hesabınız olmasın?

Günde kaç saat çalıştığın kimin umurunda? Bu dünyada sadece birkaç insan senin ofiste kaç saat çalıştığını umursuyor. Birçoğumuzun umurunda bile değil sen haftada 6 saat mi yoksa 60 saat mi çalışıyorsun. Ama sen bizim için kayda değer bir şey yapıyorsan, o zaman hepimiz cüzdanlarımızı çıkartıp bunun için sana fazlasıyla karşılığını veririz. Bizim için önemli olan kaç saat çalıştığın değildir, biz sadece bize kattığın değerler için ödeme yaparız. Örneğin bu yazıyı yazmak benim kaç saatimi aldı senin için önemli mi? Eğer 3 saat değil de, 6 saatte yazdıysam sen bana iki katı ödeme yapar mısın?

Amatör olmayanlarda geleneksel olarak “Amatörler için gelir kaynağı” yolundan geçerler. Bu yüzden şimdiye kadar sömürüldüğünü yeni fark ediyorsan kendini kötü hissetmene gerek yok. Amatör olmayanlar bir şekilde zamanla parayı değiş-tokuş yapmanın sağlıklı olmadığını anlayıp, daha iyi bir yol olabileceğini düşünürler. Ve tabii ki daha iyi bir yol var. Kullanmanız gereken anahtar; değerlerinizle, zamanınızın birlikteliğine son verin.

Akıllı insanlar 7/24 para kazandıracak sistemler yaparlar, bunlara pasif gelirler diyoruz. Bu bir iş kurmak, bir web sitesi açmak, yatırımcı olmak ya da yaratıcı çalışmaları için telif hakkı almak olabilir. Bu sistemde insanlar sürekli para kazanmaya devam eder, bir kere hareket kazandı mı, siz ilgilenmediğiniz zamanlarda da para kazanmaya devam edersiniz. İşte bundan sonra siz zamanınızı bu sistemdeki gelirinizi yükseltmek için kullanabilirsiniz. Bu gelir getiren işinizi daha iyiye götürmek veya yeni ek gelir kapıları açmak yönünde olabilir.

Okuduğunuz bu web sitesi bu sistemlere bir örnek teşkil edebilir. Siz bu yazıyı okurken reklam gelirlerinden para kazanıyorum. Ayrıca başka sitelerimde var, ve onlardan da gelir alıyorum. Bir konuyu sadece bir kere yazıyorum (sabit zamanlı yatırım), fakat insanlar yıllar sonra bile bu bilgilerden faydalanıyor (Bknz. Blog Yazarak Nasıl Para Kazanırım). Web sunucusu sürekli olarak bu bilgiyi isteyene gösteriyor, reklam sistemleri de bana otomatik olarak paramı ödüyor. Bu tam olarak pasif sayılmaz aslında, ama yazı yazmayı seviyorum ve gelir getirmese de zaten yaparım. Ama tabii ki bu işi kurmak bana inanılmaz pahalıya mal oldu değil mi? Tam 12YTL gibi bir para harcadım (bir “.com” adresi satın aldım). Bundan sonrası tamamen kâr olarak geliyor.

Tabii ki kendinize bir gelir kaynağı oluşturmak ilk başta biraz çaba ve zaman gerektiriyor. Ancak tekerleği de yeniden icat etmeye gerek yok, hali hazırda size reklam vermek isteyen bir şirketten alacağınız ücretsiz üyelik ile bir gelir kaynağı oluşturabilirsiniz. Bir kere başladınız mı, geçinmek için saatlerce çalışmanıza gerek yok. Akşam yemeğinizi yerken de para kazanıyor olmak güzel bir şey olmaz mıydı? Eğer fazladan birkaç saat daha çalışmak istiyorsanız sizi tutan yok. Tekerlekler dönmeye başladıktan sonra ve insanlar için değer oluşturmaya devam ettiği sürece, çalışsanız da çalışmasanız da gelir kaynağınız yaşamaya devam eder.

Köşe başındaki kitapçı bu tip başkalarının çoktan tasarladığı ve denediği sistemleri anlatan kitaplarla dolu. Kimse annesinin karnında nasıl yeni bir gelir sistemi kuracağını bilerek doğmuyor, ama bunu kolayca öğrenebilirsiniz. Bunu ne kadar sürede öğrenip uygulayacağız size bağlı, zaman her türlü geçmeye devam ediyor. Şimdi siz ilerisini düşünüyor olabilirsiniz, kendi gelir sisteminizin sahibi olmak mı, yoksa ücretli köleliğe devam etmek mi? Bu ya hep, ya hiç olarak görülmemelidir. Eğer ek bir gelir kaynağı oluşturup aylık birkaç yüz YTL kazanmaya başladıysanız, bu doğru yolda atılmış çok büyük bir adımdır.

2. Deneyimsizlik.

Deneyim kazanmanın en iyi yolunun bir işe girmek olduğunu düşünebilirsiniz. Ama bu golfta deneyim kazanmak için golf oynamanız gerektiğini söylemek gibi oldu. Bir işiniz olsun yada olmasın, hayatta her zaman deneyim kazanmaya devam edersiniz. Bir iş size sadece o işte deneyim kazandırabilir, başka ne yaparsanız da o konuda deneyim kazanırsınız, yani bu o zaman çok kârlı değil. Oturup yıllarca hiç bir şey yapmazsanız, bir süre sonra çok iyi bir meditasyon uzmanı veya bir filozof olarak ortaya çıkabilirsiniz.

Problem şu, yıllar boyunca her gün aynı işi tekrar tekrar yaparak ve aynı deneyiminizi kullanarak kendinizi nasıl daha çok geliştirebilirsiniz. Başlangıçta çok şey öğrendiniz, ama sonra her şey durağanlaşmadı mı? Bu da size çok daha yarar sağlayabilecek, birçok yönde gelişmekten alıkoyan bir durum ortaya çıkarıyor. Eğer bir gün sizin kısıtlı konudaki deneyimlerinize ihtiyaç kalmazsa, o zaman yıllarca aynı şey üzerinde çalışmanız boşa mı gitmiş olacak? Şu anda yaptığınız işi düşünün, 20-30 sene sonrada sizin işiniz hala geçerli olacak mı..

Şimdi şunu bir karşılaştırın. Hangi tür deneyimi kazanmak istersiniz? Tek bir konu üzerinde yoğunlaşıp, o konuda işinizi çok iyi yapabilmenizi sağlayan bir deneyim (sadece zamanınızı parayla değiş-tokuş yapabileceğiniz bir şekil), yada kendi sevdiği bir işi yaparak özgürce gelir elde edebileceği ve bir daha iş stresine girmek zorunda kalmamasını sağlayacak bir deneyim. Şimdi sizi bilmem ama benim için ikincisi çok daha iyi görünüyor. Siz ne derdiniz?

3. Hayat boyu evcilleştirme.

Bir işe girmek sanki bir insan evcilleştirme programına girmek gibidir. Nasıl uslu olmanız gerektiğini öğrenirsiniz.

Çevrenize bakın. Dikkatlice bakın. Ne görüyorsunuz? Çevrenizdekiler gerçekten özgür insan ırkı mı? Yoksa güzel kafeslerde yaşayan bilinçsiz hayvanlar mı?

Senin itaat eğitimin nasıl gidiyor? Uslu ve çalışkan olduğun için patronun daha çok ödüyor mu? Patronun dediklerini tam yapmazsan ceza mı alıyorsun yoksa? İçinde özgürlükten eser kaldı mı? Yoksa evcil bir hayvan olarak yaşamaya çok mu alıştın?

İnsanoğlu kendi kafeslerinde yaşamak için mi bugünlere kadar geldi. Zavallı..

4. Beslemek için çok fazlasınız.

Çalışanların gelirleri, en çok vergi kesilen gelirlerdir. Vergilerin bir kısmı direk olarak sizin maaşınızdan kesilir, diğer bir kısmı da iş veren tarafından ödenir. İş verenin perspektifinden bakılacak olursa onun için tüm para sizin için harcanan paradır. Bunun içinden siz ne kadarını alabiliyorsanız yanınıza kârdır. İçinde bulunduğunuz ofisin kirasını veya bilgisayarınızı çalıştıran elektriğin parasını da her ay işvereniniz öder. Ama aslında onların parasını ödeyende sizsiniz.

Gelir dağılımına bakıldığında, yüzde olarak neden çalışanların üzerine bu kadar vergi yüksek seyreder anlamak zor. Tüm bunların yanında vergi sistemi daha çok kimin kontrolündedir? Patronların mı, yatırımcıların mı yoksa çalışanların mı?

Sen ürettiğin değerin çok daha altında ücretlendirilirsin. Senin gerçek alman geren ücret şu anda aldığından kat kat fazla olabilir. Bunlar direk olarak diğerlerinin ceplerine girmektedir.

Sen ne kadar bonkör bir insansın öyle!

5. Çok riskli.

Bir çok çalışan hemen bir işe girip çalışmanın en sağlıklı ve güvenli yol olduğunu düşünürler.

Sosyal dayanışma çok mükemmel çalışır. Size gerçeğin tam tersini bile çok rahat inandırabilir.

Kendinizi şöyle bir pozisyonda düşündünüz mü, söyleyeceğiniz tek kelime bir başkasının tüm gelirini durdurabilir (“Kovuldun”), size çok güvenli mi geldi? Tek bir gelir kaynağı mı yoksa 10 gelir kaynağı mı size daha güvenilir geliyor?

Bir işe girmek en güvenli yoldur düşüncesi tamamen saçmadır. Eğer kontrol sizin elinizde değilse güvende değilsiniz demektir, ve çalışanlarda ellerinde en az kontrol olanlardır. Eğer siz bir çalışansanız işinizin asıl adı profesyonel kumarbazlıkdır.

6. Bir patrona sahip olmak.

Girişimcilik veya yatırım dünyasında kötü bir pozisyona düştüğünüzde arkanızı dönüp başka bir yoldan devam edersiniz. Çalışanların dünyasında kötü bir pozisyona düştüğünüzde arkanızı dönüp “Özür dilerim patron” dersiniz.

Patronunuz sizin efendiniz gibidir, o sizin her şeyinizdir.
Hey senin baban kim bakalım?

7. Para için yalvarmak.

Gelirini yükseltmek istediğinde, oturup patronuna yalvarmak zorunda mısın? Önüne biraz daha kemik attıklarında daha mutlu oluyor musun? Ee sonra?

Gelirini istediğin gibi belirleme özgürlüğüne sahip misin? Senin dışında kimsenin izni gerekmiyor mu?

Bir müşteri sana “hayır” dediğinde sen ne diyorsun, “sıradaki” , patronun sana ne diyecek?
8. İşe bağımlı bir sosyal hayat.

Bir çok insan işlerine tek sosyal hayat kaynağı olarak davranırlar. Sürekli aynı iş yerinde, aynı işi yapan insanlarla takılırlar. Bu tip sürekli birbiriyle görüşme güdüsü, sosyal hayatın sonu olarak görülebilir. Konuşulacak en güzel konular şirketin başka bir gruba geçişi, bilgisayardaki yeni işletim sistemi veya umulmadık bir dolma kalem dağıtımı olacaktır. Dışarı çıkıp yabancı birileriyle konuşsak ne olur? Ooo ürkütücü, içerde kalmalıyız.. güvende olmalıyız..

Senin sahibin birlikte çalıştığın başka bir köleyi yeni sahibine sattı diyelim, bir arkadaşını mı kaybetmiş olacaksın? Neden kiminle arkadaşlık kuracağına sen değil de sahibin karar veriyor? İster inan ister inanma dünyanın bazı yerlerinde insanlar özgürce bir araya geliyorlar, tabi bunların hepsi işsiz tayfası, hepsi deli bunların.

9. Özgürlüğün sonu.

Bir insanoğlunu köle gibi çalışan biri haline getirmek oldukça zahmetli bir iştir. Öncelikle ilk yapılması gereken özgürlüğünü elinden almaktır. Bunu yapmanın en güzel yolu içinde bir ton kural, yasak ve cezaların bulunduğu güzel bir sözleşme imzalatmaktır. Böylece bizim yeni kölemiz daha itaatkâr olur, ceza korkusu ile her şeyi daha dikkatli yapar. Böylece köle için en güvenli hareket sahibinin dediği her şeyi harfiyen yerine getirmektir. Evet yeni kölemiz çalışmaya hazır, ofisini gösterin kendisine.

Bu itaat eğitimi sırasında çalışana nasıl giyineceği, nasıl konuşacağı, nasıl hareket edileceği vb. öğretilmelidir. Elimizde hiç kendi kendini düşünebilen bir çalışan yok değil mi, güzel. Yoksa her şey mahvolur!

Eğer şirket kurallarına aykırıysa masana bir çiçek koyduğun zaman tanrı seni cezalandırır! Aman Zeynep’in masasında çiçek var, güvenliği çağırın hemen.. Zeynep eğitimini eksik almış…

Özgür insanlara göre bu tip kısıtlamalar tabii ki çok saçma geliyor. Onlar için tek sözleşme var: “Akıllı ol. Nazik ol. Sevdiğin şeyi yap, keyfine bak.”

10. Ödlek biri olmak.

Hiç dikkatinizi çekti mi, çalışanlar sürekli şirketleri hakkında şikayet ederler. Sorunlarını anlatırlar, ama aslında kimse bu sorunların çözülmesini istemez. Suçu diğerlerinin üzerine atıp, suyun üstüne çıkmayı severler. Bir işe girdiklerinde insanların hepsi özgür iradelerini yitirir. Patronunuzun ne kadar aptalca işler yaptığını kendisine kovulma korkusu olmadan söyleyemiyorsanız, artık özgürlüğünüz yok demektir. Sahibinizin bir malısınız sadece.

Size öyle değilmiş gibi gelse de, tüm gün boyunca korkakların arasında çalıştığınıza göre tebeşirin tozu sizinde üzerinize gelmeyecek mi? Elbette gelecek. Sizin güzel insani içgüdülerinizi korkuya kurban etmeniz sadece bir zaman meselesi: ilk önce cesaret.. sonra dürüstlük.. daha sonra onur ve güvenilirlik.. en sonunda özgür irade. Tüm insanlığını bir illüzyon uğruna sattın gitti. Bundan sonraki en büyük korkun ise bundan sonra ne olacağın.

Şu anda ne kadar yenilgi içerisinde olduğun beni ilgilendirmiyor. Ama cesaretini toplamak için hiçbir zaman geç kalmış değilsin. Asla…

Hala bir işte çalışmak istiyor musun?

Eğer sen iyi eğitilmiş, uslu bir çalışansan yukarıdaki yazılanlara tepkin defansif olacaktır. Bu sana verilen eğitimin bir parçası. Ama şöyle düşün eğer yukarda anlatılanların gerçekle bir ilgisi yoksa, herhangi bir tepki vermemen gerekir. Bunlar sadece bildiğin şeyleri hatırlamak olarak gelmiş olabilir. Kafesini inkar edebilirsin, ama bu içinde olduğun gerçeğini değiştirmez. Belki de o kadar hızlı gerçekleşti ki şimdiye kadar fark edemedin bile..

Eğer yukarıdaki nedenlerden biri seni sinirlendirdiyse bu doğru yönde kazanılmış bir başarıdır. Kızgınlık, duyarsızlıktan bir üst seviye bilinçtir,yani sürekli kayıtsız kalmaktan daha iyidir. Kafanızın karışması bile duyarsızlıktan daha iyidir. Eğer duygularınızı bastırmak yerine onlarla birlikte çalışırsanız, bir şekilde cesaretin kapısını çalarsınız. Ve bu olduktan sonra içinde bulunduğun durumu değerlendirmelisin ve eğitildiğin gibi evcil bir hayvan gibi değil, yaratılış amacındaki gibi güçlü bir insan olarak yaşamalısın.

Mutlu bir işsiz.

Bir işe girmenin başka alternatifi ne olabilir? Hayatın boyunca mutlu bir işsiz olarak kalmak ve başka şekillerde gelir elde etmek. Başkaları için değer üreterek (zaman üreterek değil) daha çok kazanabileceğinin farkına var. Kendi yeteneklerini kullan ve başkalarına bunu kendi belirleyeceğin bir ücretle dağıt. Başarmak zaman ve çaba gerektirecektir, ama özgürlüğünü kazanmak için ödenmesi gereken bir bedeldir. Bu yolda kazandığın deneyimleri de yine diğerleriyle paylaşarak daha çok değer üretebilir ve daha çok kazanabilirsin.

En büyük korkulardan biri senin diğerleri için elle tutulur hiçbir değer üretemeyeceğindir. Belki de işte kalıp çalıştığın saat süresince gelir elde etmen senin için daha iyidir. Belki de sen buna bile değmezsin. Bu düşünce tarzı da sana verilen bu eğitimin bir parçasıdır. Bu tamamen saçmalıktır. Ne zamanki bu yıkanmış beynini geri kazanırsın, o zaman diğer insanlar için yapabileceğin çok şey olduğunu görürsün. İnsanlarda bunlar için seve seve ödeme yaparlar. Senin gerçeği görmeni engelleyen sadece tek bir şey var, korku.

Tek ihtiyacın olan kendine biraz cesaret vermek. Senin gerçek değerin insanlığın, yaptığın iş değil. Senin tek yapman gereken kendini dünyaya tanıtmak. Bunu saklı tutabilmek için sana şimdiye kadar her türlü yalan söylendi. Gerçek mutluluğa ve gönül ferahlığına kavuşabilmen için cesaretini tekrar kazanman gerekiyor.

Okuduğunuz yazı ilginizi çektiyse, aşağıdakileride incelemelisiniz.

Gönderilme 9:03 pm | Yorumlar (5)